Reklam
Reklam

Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

‘İlmi siyaset’i anlatmanın tam zamanı galiba..

Reklam

Dursun GİRGİN

Dostlarım merhaba. Sanırım ilmi siyaseti anlatmanın tam zamanı galiba. Efendim malum, ülkemizde birçok siyasetçi var ama şu bir gerçek ki ilmi siyaseti bilebilen ve ona göre kendini adapte edebilen siyasetçi yok denecek kadar az. Peki nedir bu ilmi siyaset meselesi? Bilindiği üzere eskiden imamların maaşları yoktu. Her camide görev yapan imamı köylü veya o caminin cemaati kendi aralarında para, giyecek, içecek bir şeyler toplar verirlerdi. Ve bu camilerde de görev yapacak din adamları medreselerde yetiştirilirdi. Derken bir gün Anadolu’da medreselerde eğitim alan bir genç, ‘hocam ben artık Anadolu turneme çıkarak halkımıza irşat etmek isterim, ne dersiniz’ diye hocasından icazet almak ister. Ama hocası bu genç ve tecrübesiz talebesine, ‘evlat, sen ilmi öğrendin doğrudur ama ilmi siyaseti halâ bilmiyorsun. Onun için biraz daha sabır et de daha sonra bu konuyu değerlendiririz’, der. Ama öğrencisi ısrar eder de eder. O zaman da hocası, ‘o halde benden günah gitti, peki, nasıl istersen öyle yap’ der. Ve bu genç öğrenci bir Cuma günü köyün birini ziyaret eder, güzelce abdestini alır ve birazcık vaaz ve nasihat dinleme adına camiye girer. O camide de kendi halinde yetişmiş ilimden irfandan yoksun bir imam vardır. Tabii anlattığı konular içinde de birçok yanlışlar olur. Ama halk ona öğlesine bir bağlıdır ki, sormayın. Derken, birkaç yanlış cümleyi duyan bu genç imam ayağa kalkar ve ‘ey cemaat, bakın bu imamınız sizlere çok yanlış şeyler anlatıyor. Bu adam zır cahil’ der demez imam, ‘Bire gafil sen de kim oluyorsun ki, benim gibi kırk yıllık bir imama dil uzatırsın’ diye o gence hiddetle bağırır. Ardından, ‘bu adi gence derhal haddini bildirin’, diye de cami cemaatini yönlendirir. Eh onca cehalet içinde yetişmiş bir cemaat bu emre uymaz mı? Bu gence güzelce bir dayak atıp, hem o camiden hem de o köyden kovarlar. Derken bu genç ağzı burnu yara bere içinde perişan vaziyette tekrar hocasına gelir. Hocası da bu gencin halini görür görmez, zaten durumunu anlar ve ‘geçmiş olsun’ falan dedikten sonra, ‘be yavrum ben sana dememiş miydim, sen ilimi biliyorsun ama ilmi siyaseti bilmiyorsun; onun için biraz daha sabır et dememiş miydim’ diyerek talebesini tekrar uyarır. Ve bu gence ilmi siyaseti iyice öğrettikten sonra da bu kez kendisi, ‘hey evlat haydi bakalım yolun açık olsun, istediğin yere gidebilirsin’ der ve bu genç dayak yediği camiye gider yine. Aynı cemaat, aynı hoca, aynı yanlışlar devam ediyor ama bu kez gencin yaptığı harekete bakınız: ‘Beni iyi dinleyin’ der demez, hoca hemen o genci tanıyıp ‘Bre gafil yine mi sen’ diye hiddetle bağırınca, bu genç cemaate döner: ‘Ey muhterem cemaat, bakın bugün sizleri sırf şu mübarek hocamızın ne kadar da mükemmel bir alim olduğunu söyleyebilmek adına onca yolu tekrar çiğneyip geldim’ deyince cemaatte vaaz eden hoca da bu halden memnun kalır. ‘Buyurun evlat, anlat bakalım’ der..

İşte dostlar, ilmi siyaseti iyice öğrenen bu genç başlar söze; ‘Ey cemaat bakınız, sizin şu hocanız var ya, o kadar mübarek bir zat ki, bunun bir tek sakalını saklayabilen dahi doğruca cennete gider’ der ve işte o anda cami karışır. Zaten çok cahil olan cemaat hocanın sakalından bir tel alabilmek için hücuma geçer. Ve o hocaya öyle bir eziyet ederler ki, sormayın. Herkes bir tel sakal koparabilme adına adeta yarışa girer. Malum, hocanın da böylece sonu gelmiş olur. Yani bu kıssadan hisse alabilenlere..

Ne mutlu bugün ülkemizin yanlış yönetildiğini; işçinin, çiftçinin, amirin, memurun, emeklinin, hali malum.. Bunca zulme rağmen inatla, ısrarla halâ, ‘dediğim dedik, çaldığım düdük’ diyen bir iktidar bir siyası otorite var. Peki bizler ne yapacağız? Gayet basit. Ne polisin hedefi olacağız, ne askerin ne de satılmış medyanın oyuncağı olacağız. Sandıkla gelenler sandıkla gider..

Şu güzel sözü her zaman rehber edinin, ‘sabır eden derviş muradına erermiş’.. Tepkinizi, hesabınızı sandıkta sorun. Tabii ki halâ o eski imamın saftalarına, yalanlarına, dolanlarına kanmayacak kadar bir şeyler biliyorsanız veya öğrenmek istiyorsanız. Arayan bulur denir, ya belasını ya da mevlasını. Umarım ki mevlanızı bulursunuz.

Özet olarak demek istiyorum ki, bu millet artık uyanmıştır. Şu zoraki toplanan belediye çalışanlarının oluşturduğu zoraki kalabalıklar sakın sizleri aldatmasın. Hele hele 10 senedir olup biten gizli oyunları halkından gizleyen satılmış medyanın şişirme balonları sizleri hiç mi hiç kandırmasın. Aslında onlar da gerçeklerin farkındalar. Ama ne yapsınlar. Hiç kimse durduk yere ekmeğinden, işinden, aşından olmak istemiyor. Ama seçimde neye uğradıklarını onlar da şaşıracaklar. Artık güneşi balçıkla kapatamayacaklarını er geç onlar da öğrenecektir..

Görelim mevlam neyler, neylerse elbet ki güzel eyler.

Haydi dostlar, hoşça kalın, dostça kalın..

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?

error: Content is protected !!