

Dostlarım merhaba. Birileri yine atıp tutuyor. Neymiş efendim, bu beyler, Allah’tan gayrı hiç kimseden korkmazlarmış. Peki, durduk yerde bu öfkenin sebebi ne be kardeşim? Elbette ki hiç kimse, kimseden korkmaz. Yüce yaradan hariç. Şimdi sormak istiyorum. Şu akil insanlara. Sizlerin görevi ne dostlarım? Sözde ülkemizdeki barış sürecini anlatmak öyle mi? Madem ki durum budur, öyleyse, ikide bir, ‘ben hiç kimseden korkmam’ diye boş boş bağıranlara gidin sorun bakalım. Durduk yere bu ortalığı gerici sözlerin sebebi nedir?
Dostlarım, şu iktidarı gerçekten de anlayamıyorum. Sanki iktidara, bu yüce millete hizmet için değil de intikam almaya gelmişler gibi.. Sen geçmiş yıllarda olanları bırakıp daha dün şehit olan askerinin, polisinin hesabını kitabını sor da, ondan sonra gel hep kişi yıllar önce yapılan hataların yeniden olmaması için tarafsız, adil bir yargıdan başlayarak şu güzel vatanı çok güzel adil bir anayasaya kavuşturalım. Kavuşturalım ki, bu tür kötülükler bir daha olmasın. Peki ya sizler ne yapıyorsunuz? Habire intikam alıyormuş gibi siyaset yapıyorsunuz. Bu tür gidişatların sonu hiç de hayra alamet değildir, haberiniz ola. Şimdi bizler bu ülkede huzur istiyoruz kardeşim, huzur. İşte bu kadar..
Ayrıca, karnı tok beli pek dostlarım. Bizleri iyi dinleyin; biz halkız. Bizler huzurun, barışın, sevginin yanı sıra sanatımızla, kültürümüzle, el emeğimizle karnımızı doyurabilelim istiyoruz. Onun için, şu boşu boşuna efelenmeleri bırakın da fabrika yapan fabrikalar yapın mesela.. Bu milletin geleceğine, güvenle bakabilmesini sağlayın. Bizler laf değil, iş, aş istiyoruz.
Ey akil insanlar. Bakıyorum yine baldır paçayı sıvayıp yollara düştünüz. Benim sizlere nacizane bir nasihatim var. Lütfen trilyonluk yedi sekiz yıldızlı otelleri bırakıp köy kahvelerine gelin de, şu milyonlarca işsiz, güçsüz gençliğin kahve, han, hamam köşelerinde nasıl da eriyip gittiğini görün..
Öyle ya, topla 3-5 yandaşı hep kendin anlat. Birileri konuşmak isteyince de hemen kapıda bekleyen polisi çağırıp ‘atın bu adamı dışarı, bu adam barış düşmanı’ deyiverin. İşte, görünürde, bu kadar basit bir göreviniz var. Ama işiniz çok ama çok zor.. Çünkü şu soru cevabını arıyor.. Bu ülkeye, iktidardaki, ikide bir ‘ben hiç kimseden korkmam’ diyenle mi, "Yol ver geçelim Taksim’i ezelim" diyen, sözde dindar ama içi kindar gençlikle mi bu ülkeye barış, sevgi gelecek?
Gelin, önce şu çirkin sözlerden herkes sakınsın. Sadece iktidar değil muhalefet de ve herkes ama herkes bu tür kışkırtıcı sözlerden lütfen sakınsın. Bir misal vereceğim. Söz vardır seni esir alır, söz vardır sen onu esir alırsın. Bir çirkin sözle başlayan nice cinayetler vardır.. Sonu felaketle biten, acıyla biten olayların başında ya kem söz ya da kem göz vardır.
Gelin dostlar, Mevlana gibi, Yunus gibi, Hacı Bektaş-ı Veli gibi, gönül dostu olalım. Şunu hiç kimse unutmasın ki, kırılan kalpler kolay kolay yerine getirilemiyor. Gelin, ‘tatlı dil, güler yüz yılanı deliğinden çıkarır’ diyen atalarımızın bu güzel sözlerini kendimize rehber yapalım.
Elbette ki hepimiz etten kemikten yaratılmış insanlarız. Elbette hepimizin zamanla yanlışları olabilir. Önemli olan, hatada yanlışta ısrarcı olmamak ve gerektiği zaman özür dilemesini de bilebilmektir. Nitekim yüce Allah öyle buyuruyor. Son pişmanlık çare değildir. Nemrut’un Musa Aleyhisselam ile girdiği savaş sonunda Kızıldeniz’deki hadiseyi herkes bilir ve en sonunda ikiye ayrılan Kızıldeniz birdenbire kapanıverince, Nemrut artık yolun sonuna geldiğini anlar, secdeye kapanır. Ama ne çare, son pişmanlık artık fayda vermez..
Onun için, gelin ey canlar, ey dostlar. Yol yakınken herkes üzerine düşeni yapsın ki bu güzel vatana karşı, aziz şehitlerimize karşı olan minnet ve şükran borcumuzu gelin elbirliği ile barış adına, sevgi adına, huzur adına doğruluk ve güzellik adına kullanalım ki, herkes görevini yapmış olmanın huzuruyla yaşasın..
Hani bir şarkı var ya; ‘Hepimiz kardeşi,z bu öfke niye’ diye sözleri var.. Gelin hep bir ağızdan onu söyleyelim..
Haydi dostlarım, hoşça kalın, dostça kalın.


