

Dursun GİRGİN
Dostlarım merhaba. Ülkemizde yaz boz tahtasına çevrilen eğitimden söz ediyorum. Gerçi ben bir kültür adamıyım ama, bizler dahi şu eğitimdeki adaletsizlikleri görebiliyorsak, daha ne demeli bilmiyorum. İşte onun için bu tür insanlığa, yalaka mı demeli yoksa ‘hadi oradan sen de patavatsız’ mı demeli? Bilemiyorum... Geçen gün şu paralı eğitimciler aradı. Neticede bana ziyarete geldiler, ben derin bir oh çekmiştim, hani aç tavuk kendisini darı ambarında görürmüş ya, işte benimki de o misal, hayal görmüşüm. Malum bundan bir süre önceki yazılarımdan bazılarında yoksulluktan, emekli maaşının yetersizliğinden yakınmıştım ve aynen şöyle demiştim; "22 tane torunum var, bunların bir kısmı ilk öğretimde, bir tanesi üniversitede, bir tanesi de lisede okuyor ve bu yavrularımın bazı ihtiyaçlarını karşılayabilme adına internet sistemim var. Çünkü diğerleri zaten karınlarını dahi zar zor doyuruyorlar. O nedenle ev telefonu ve internet sistemi sadece bende var. Eh bu iletişim aletleri de bana bir hayli yük oluyor ve bu nedenle de her ay aile bütçem açık veriyor ve bu açıkları da banka kredileri sayesinde gidermeye çalışıyoruz. Tabii ben de çok iyi biliyorum ki bu kapitalist sistem, gün gelecek hem kendi çökecek hem de ülkesini çökertecektir..
Neyse, ben bu dertlerimi kamuyla paylaştım ya; hah dedim, ‘devlet baba benim torunlarımı okutacak galiba’ diye sevinivermiştim. Nerede o sosyal devlet anlayışı!.. Adamlar özel dersler için şirket olmuşlar. Ayda çocuk başı 100 TL, yılda 2200 TL. Bu eğitimi aldırdık farz edelim. Peki yarın bu çocuklar üniversiteyi bitirdiklerinde hani iş? Sen bizim cemaattensin, iş de var aş da. İşte dostlar. Bu patavatsızlıklara bunun için kızıyorum. Yahu şu güzelim ülkeyi ne hale getirdiler! Eğitimi allak bullak ettiler. Ve en sonunda okula gelen minik yavrular, nihayetinde altını ıslatınca akılları başlarına dank etti. (?)
Dostlarım, şu eğitimciyle bir hayli sohbet ettik. Sonuçta adam AKP'yi savunmaz mı? Sonunda ben de dedim ki, "Bak evlat, sanırım sen de ABD'ye çalışıyorsun galiba" deyince, “O da ne amca?" dedi. Ben de dedim ki, "Bak evlat, bir ülke eğer okumak isteyen yavrularına parasız her türlü eğitimi veremiyorsa o ülkenin pili bitmiştir" deyince baktı, gördü pabuç pahalı, kalkıp gitti. Eh ne diyelim. Yüce Allahım kula kulluk edenlerin şerrinden bu milleti ve güzel vatanımızı korusun.
Şimdi, sonuç olarak şunu ifade etmeye çalışıyorum. Eğitim her yurttaşımızın hakkı. Sağlık her vatandaşımızın hakkı. Özgürlük her vatandaşımızın hakkı. İfade özgürlüğü her yurttaşımızın hakkı. Eh, gelin bağımsızlıkta bu ülkenin hakkı olsun. Yeter artık. Kendi topraklarımızda insan gibi yaşayalım. Parası olan okusun, parası olmayan eğitimimizdeki kapitalist sistem yüzünden cahil kalsın. Var mı öyle iş?
Parası olanlar en iyi hastanelerde tedavi olsunlar, parası olmayanlar geberip gitsinler. İşte, bunca milletin isyanı bundandır. Artık bu millet sadece ramazan sofralarında,iftar sofralarında et yüzü görmekten, bir tas sıcacık çorbacaaz içebilmek için sıra beklemekten bıktı. Artık bu acı gerçekleri bu ülkeyi yönetenler de görse, daha doğrusu görebilse, çok hayırlı olacak.
Bu arada, çok değerli Milas Belediye Başkanıma da teşekkür etmek istiyorum. Dibekdere'nin okul yolundaki rezaletten, geçici de olsa bu insanları kurtardı. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum efendim.
Her şeye rağmen yaşamak çok güzel bir duygu. Hele hele dostça yaşamak, kardeşçe yaşamak çok güzel bir duygu. Birkaç gün önce Öz Milas durağına geldim. Malum havalar çok sıcak. Bir tane dondurma aldım. Beklerken bir yandan da dondurmamı yiyordum. Derken orada iki tane küçük kız çocuğu gördüm. Size de alayım mı deyince ikisi de gülümsedi. Helali hoş olsun, ikisine de birer dondurma alıverdim. İkisinin de yüzündeki tebessümü görmek lazımdı. Derken çocuklar dondurmaları yemeye başladılar. Birazcık büyük olan ablası küçüğün elindeki dondurmayla kendi dondurmasını değiştirdi. O anda başladı itişmeler kakışmalar. Peki olay neydi? Birazcık büyük olan kızın, uyanıklık yapıp az olanı kardeşine verip çok olan dondurmayı da kendisi yemek istemesinden, daha doğrusu başkasının hakkına tecavüz etmekten kaynaklanan bir olay. Neticede küçük kızcağız küstü. "Elindeki dondurmayı ye yavrum şimdi düşecek" diye ikaz etmemize rağmen artık çocuk olmanın da verdiği duyguyla elindeki dondurma sıcağın da tesiriyle eline düştü. Ve bu sefer de başlarındaki nineleri olup bitenlerden habersiz olduğu için küçük kızı dövdü ve ben de "Bak bacım. Küçüğün bir suçu yok. Suç büyük torununda" dedim. Ama küçük kızcağızı tokat yemekten kurtaramadım. Oysa çocuk da olsa, büyük de olsa herkes hakkına razı olabilse bu ülkede huzursuzluklar da olmaz, adaletsizlikler de.. Bunca huzursuzluğun asıl sebebi birilerinin habire diğerlerini sömürmesi. Bu olay, ülkeler arası adalette de böyle. İşte bu nedenle şu fani dünyada bir yerde karun kadar zenginler, öbür tarafta iftar vaktinde sıcacık bir tas çorbayı bekleşenler..
Dostlar, bu haksızlıklar, bu adaletsizlikler olduğu sürece maalesef bu ülkedeki patavatsızların da sayısı ha bire çoğalacaktır. Eh ne diyelim. Yüce Allahım şu insanlara akıl ve izan lütfetsin. Bu arada recepdi şabandı derken mübarek ramazan ayı geliverdi. Kimler öle, kimler kala.. Mevlam, ölenlere rahmet, kalanların da yüreğine merhamet versin. Yüce rabbim, umarım şu mübarek ramazan ayı tüm insanlığın huzur bulmasına, sömürü düzenlerinin de bitmesine vesile olur inşallah.
Haydi hayırlı ramazanlar. Hoşça kalın, dostça kalın.


