

soru/yorum / A. Kemal KAŞKAR -
‘Ölçüyü kaçırmak’ kötüdür.
‘Kötüdür’ tamam ama, ‘ölçü’ nedir?
En kolay anlaşılabilir örnekle, içki içerken kaçan ölçünün sonucu, tartışmasız bellidir. Bu anlamda, sözünü ettiğim ‘ölçü’, sonucu tartışmayla bile belirlenemeyen alanlara ilişkin ‘ölçüler’dir.. Bu alan(lar)da, kimine göre ‘ölçüsüzlük’ olan, kimine göre ‘ölçüye uygun’dur çünkü.
Dolayısıyla ‘ölçünün ölçüsü’nü bildiğini iddia etmenin bile ‘ölçüyü tutturma’da herhangi bir yararı yoktur.
‘Yerine göre’ ya da ‘zamanı gelince’ ya da ‘fırsatını bulunca’ ya da ‘punduna getirince’ gibi ele avuca gelemeyecek ‘şeyler’in yönlendirdiği bu kaotik tablo içinde hiç bir şey, hiç bir şekilde öngörülebilir değildir. Esas rahatsızlık verici boyutu da bu ‘belirsizlik hali’dir zaten.
Ama yaşamın her yerinde; yerken, içerken, konuşurken, gülerken, ağlarken, otururken, kalkarken, velhasıl her şeyde bir ‘ölçü kaydı’ tutulmaktadır.
Bu ‘ölçü kayıtları’nın çok büyük bir bölümü size ‘yanlış’ da gelse, ‘ölçüye tabi tutulmanız’ kaçınılmazdır.
Bu kaçınılmazlık, bir tür ‘zorunlu toplumsal katılım-katkı payı’dır, ödettirilir.
Ödememeye çalışabilirsiniz, ama ödettirilir.
Ödememekte direnebilirsiniz. (Siz bilirsiniz!)
Ancak yaygın olarak:
Hizaya gelerek ödersiniz.
Uyumlulaşarak ödersiniz.
Susarak ödersiniz.
Pısarak ödersiniz.
İktidarınızı yitirip ödersiniz.
İster istemez -bir şekilde- ödersiniz.
…
Çok bilinen bir örnektir.
Kendi halinde yüksek bir coşkuyla ve kapsamlı bir tempo tutturmuş kahkahalarla gülmekte iken: "Karı gibi gülme!" uyarısıyla, tepkisiyle karşı karşıya kalan bir ‘erkek’ çocuğun ne yapması gerekir?
İlk anda akla gelebilecek yanıt: "Karı gibi gülmek"ten vazgeçmesi gerekir.
Peki ama, gülmenin ‘erkek ve karı gibi’ olanlarına, kim nasıl ölçer biçer de karar verir?
Ya da ‘kadın gibi gülmek’ kötü müdür?
Bir ‘erkek’ ‘kadın gibi gülerse’ erkek olamaz mı?
Bunun ‘insan gibi’ diye bir ayarı bulunamaz mı?
Ya da insanlar, istedikleri gibi gülmek üzere ‘serbest-özgür’ bırakılamaz mı?
…
Ölçünün en çok gerekli olduğu halde en çok kaçtığı, tutturulamadığı alanlardan biri de ‘siyaset alanı’dır.
Kendisini kaybetmiş şekilde sağdan-sola, soldan-sağa eksen değiştiren, (sözcüğün tam anlamıyla ‘savrulan’) bu arada zaman zaman da, ‘solcu-sağcı olmak’la ilgisi-zliği-ni, "Artık sağcılık solculuk mu kaldı yahu, bırakın, bu teferruatlara takılı kalmayın, söz konusu olan vatan" gibi cilalı laflarla açıklamaya çalışan siyasetçilerin de ‘ölçüyü kaçırdıkları’, daha doğrusu ‘siyaseten ölçüsüzleştikleri’ malûmdur.
…
Ve son yirmi dört saatte olup bitenleri ‘ölçüp biçmek’ gerekirse..
Hakan Şükür’ün AKP’den istifasına gerekçe olarak dile getirdiklerinin de özeti, bir anlamda "AKP’nin ölçüyü kaçırmış olması" değil midir?
Dün sabaha karşı İstanbul’da yapılan ve aralarında üç bakanın oğlunun da bulunduğu operasyonun gerekçesinin ‘ölçüsüzlük’ olduğu ve dava konusu edilecekse eğer ‘iddianamesi’nin de ‘ölçü kaçması’ üzerine inşa edileceği kesindir.
"Olur ama bu kadarı da olmaz ki!.." dedirten durumlardır bunlar ve örneğin ‘haber değeri taşıyor’ dediğimiz şeyler de aslında, -bir başka deyişle- "ölçünün yitirildiği durumlar"dır.
…
Bilmem artık ne denli önemi vardır ama: Ölçüyü önce kim kaçırmış?
Hakkında; "haksızlığı hak etmemiş olanlara haksızlık ederek mağdur edildiği" yönünde değerlendirmeler yazılan Başbakan Erdoğan mı?
Ve son soru:
Bugün gelinen noktadan ‘herkes boyunun ölçüsünü alarak’ yararlanabilir mi dersiniz?
(Ölçünün iyiden iyiye kaçırıldığının -artık- kabak gibi ortada olduğu sevgili ülkemizin daha çok kayıp-kaçak bedeli ödememesi için yapmamız gereken, -yine pek bir ‘belirsiz’ olacak ama- ille de ‘ölçüyü tutturmak’tır.)


