Reklam
Reklam

Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

Keser ve Sap

Reklam

Gülçin Erşen

Dün (Şeb-i Aruz'un yıldönümü gibi anlamlı bir günde) patlak veren operasyonlarla ilgili Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Konya'da yaptığı konuşmasında "İçeriden ya da dışarıdan hiç kimse, benim ülkemi ÇİRKİN oyunlarla karıştıramaz" dedi. Bu söze iki açıdan acı acı gülesim geldi. Acaba, son yıllarda ülkemizde türetilmiş ve yapay delillerle, ne idüğü belirsiz tanık ifadeleriyle, pornografik sayılabilecek ses ve görüntü kayıtlarıyla, saçma sapan, dayanaksız iddialarla gerçekleştirilen komplolar, suçlamalar, tutuklamalar, davalar nedir? Bu operasyon, hükümeti ve AKP'yi hedef alan çirkin bir oyun ise, niye yine başrollerden birinde simge isim Zekeriya Öz var?

Oysa, "Adalet ve Kalkınma" Partisi Hükümetini, başta başbakan olmak üzere ileri gelenleriyle gündemi kendi lehlerine çevirmekte usta bilirdik. Bu kez yine "mağdur" rolünü üstlenmeyi tercih eden Sayın Başbakan, sözlerini "Bakın biz kendi yandaşlarımız, bakanlarımız hakkında bile soruşturma başlatıp, operasyonlar düzenleyip, tutuklamalar gerçekleştirebiliyoruz. Üstelik yine Savcımız Zekeriya Öz vasıtasıyla" demeye getirseydi keşke. Yerel seçimler öncesinde yurttaştan epey oy toplardı... AKP kurmaylarının bu kurnazlığı gösterip göstermeyeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Ama, Recep Tayyip Erdoğan, milyonlarca kişinin izlediği konuşmasında, yolsuzluk operasyonlarını, kendisinin, hükümetin, partisinin içerdeki ve dışardaki hasımlarının komplosu olduğunu işaret ederek, aslında haftalardır gündemi işgal eden görüş ve söylentileri doğrulamış oldu. Böyle kriz dönemlerinde (yıpratılmış ve mağdur konumunda) başbakanın kendisini, hükümetini, partisini ülkeyle, ulusla ve devletle özdeşleştiren tavır ve açıklamalar ortaya koyması da dikkat çekici...

Dün beni ekşi ekşi gülümseten bir açıklama da AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'ten geldi. Gazetecilere "Suçsuzluk karinesi"ni anımsatan Çelik'e, yıllardır ilginç isimlerle kamuoyu gündemine yerleşen davalardaki tutukluları, tutukevinde can verenleri, dört bir koldan karalama ve iftira kampanyalarıyla yaşamı karartılan, yakınlarıyla utanca, umutsuzluğa ve karamsarlığa sürüklenmeye çalışılanları anımsatmak isterim. Hal böyleyken aklıma "Alma mazlumun ahını...", "Keser döner sap döner..." diye başlayan sözler geliyor.

 

"Kürdistan milletvekili"!

Nazlı Ilıcak'tan Can Ataklı'ya, dünkü operasyonlarla ilgili bakanlara "istifa" çağrısı geldi. Ben de Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında kendilerini ve arkadaşlarını "Kürdistan milletvekili" sayan "Barış ve Demokrasi" Partili milletvekillerine istifa çağırısında bulunuyorum. Çünkü, kendilerini Türkiye Cumhuriyeti'nin parlamenteri ve Türk halkının vekili olarak görmedikleri açıktır. Kürdistan diye bir ülke ya da devlet varsa, oranın parlamentosunda görev alsın, oranın ya da sağladığı sosyal haklardan ve hizmetlerden, yüksek milletvekili aylığından ve kıyak emekliliğinden yararlansınlar... Hatta Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından da çıkıp, "Kürdistan pasaportu"yla Türkiyemiz'de turist gibi yaşasınlar isterse... Ya da bırakalım onlar ve diğer parlamenterler istiflerini hiç bozmasınlar. Ama, İstanbul milletvekilleri kendilerini örneğin "Konstantinapolis milletvekili" ya da "Rumeli milletvekili" olarak tanıtsınlar. Saçmalıklar zinciri böyle halka halka uzayıp gitsin... Gitsin mi?

18 Aralık 2013 / Güllük

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?

error: Content is protected !!