

Mehmet SARI / Emekli İlköğretim Müfettişi
18 Aralık 2013 tarihli Önder Gazetemizin yayınladığı "üç fotoğraf"ı görünce Milasımızda olduğunu anladığım bu fotoğraflar içimi karartı. Bu üç fotoğraf, ‘Kim bu kamu malını kırıp dökmüş? Bu kıranların Allah korkusu yok mu?’ dedirtti bana…
Çünkü bu kamu malını kıranlar, kamu, yani kul hakkı yemişlerdir. Bu kul hakkı neden oluşuyor denirse, bu kamu malı Milas halkının verdiği vergilerle oluşturuldu. Yani bu yapılanlar Milas halkının malıydı. Halkın, yaşlılarının dinlenmesi için yapılan oturma banklarının kırıldığı fotoğraflarda görülüyordu.
Bu oturma yerlerinde ben de yürürken yorulup oturuyorum. Fotoğraflarda bu oturma yerini kırılmış görünce 82 yaşında biri olarak, ‘kul hakkı yemeye neden alıştık Allahım’ dedim kendi kendime. ‘Allahım bunların yüreğinden kırıp dökme ahlaksızlığını kaldır’ diye dua ettim, ama ahirette benim ve Milas halkının kul hakkını yiyen bu kişi ya da kişilerden bu kul haklarının alınacağı Kuran’da belirtiliyor.
Allah Kuran’da; "benim yanıma kul hakkı yemiş olarak gelmeyin" diyor.
Dini inancım, bu gibi kul hakkı yiyenlerin, dünyada da bir zarara uğrayacakları yönündedir.
Bundan ayrı, benim yüreğimi kanatan, karartan, şu günlerde medyada dillendirilen ve 51 kişiyi kapsayan yolsuzluk, kara para aklama ve altın kaçakçılığı suçlarını işleyenlerin soruşturmalarıdır.
19 Aralık 2013 günü Halk Tv, Refah Partisi milletvekili olmuş bir kişi ile konuşma yaparken, bu kişi, "daha önce bu işleri ilgilendiren bir kanun değişikliği yapıldı, Bu kişiler bu kanuna göre hafif ceza alacaklardır" dedi.
Halk Tv bu kişinin açıklamasını, ‘neymiş bu kanun değişikliği’ diye bir hukukçuya sorar mı diye Halk Tv’yi izledim durdum ama sormadı maalesef.
İşte bu Refah Partili eski milletvekilinin haberi benim yüreğimi daha çok kararttı. Çünkü, bu işin içinde maalesef Halk Bankası gel müdürünün de adı geçiyor. Doğru ise bu durum, ülkemin ekonomisine ve hepimizin ekmeğine zararı olur. Gene kamu ve kul hakkı yenmiş demektir.
Haliyle buradaki kul ve kamu hakkı yenmesi az da değil. Gene, ‘Allah Allah diye diye insanlar mı kandırılıyor’ dedim içimden. Ne zaman acaba bu kandırılmalardan kurtuluruz dedim.
Dedim ki, Kuran sure ve ayetlerine başlarken; "hiç akıl etmediniz mi, hiç düşünmediniz mi" dendiğine göre, akıl ve düşüncemizle kurtuluruz ancak diye cevap verdim kendi sorduğum soruya. Bir de Kuran’ın, ‘yönetime ehil kişileri getirin’ emrine uyduğumuz zaman bu karartan fotoğraflardan kurtuluruz dedim içimden…
Sayın Hüseyin Avni Kunduracıoğlu’nun ‘Üç fotoğraf’ başlıklı haberinin yeraldığı Önder Gazetemizde, bu fotoğrafları takiben sayfanın alt bölümünde "Direnen Karikatürler Sergisinden" başlığı ile yer verilen karikatüre de değinmek istiyorum. Bu karikatür de, ülkem için çok anlamlı idi.
Karikatürde bir ağaç var, yanında ise bir baba oğluna, "Biber gazını emer, oksijen verir, biz bu işlere fotosentez deriz" diyor.
Bence üç fotoğraf ve bir de bu karikatürle verilmek istenen mesaj, toplumsal değerler ve kültürel yıkıntılar ibret verici.
Sayın Kunduracıoğlu’nun, geçtiğimiz günlerde de bir yazıyla methettiğim, Seferihisar Belediyesi’nin insana dokunan ileri adımlarının anlatıldığı Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir yazıyı aktarmasına dediğim gibi, bu sefer de kültürümüzdeki bozulmayı belirten durumu fotoğraflarla okurlarına sunmasına gene aferin diyorum.
Ayrıca Deniz Feneri davasında, bu seferki gibi soruşturma sürerken 29 emniyet amiri görevden alınmıştı. 5 şube müdürünün yerine jet atamalar yapılmıştı. Şimdi de aynı şeyler yapılıyor. Ama paralar ortada saçılıyor. Bu saçılma görülmeyecek mi acaba?..


