

Cafer METE / Emekli Halk Eğitim Merkezi Müdürü
Dünya yüzünde bütün insanlar, hayatı tozpembe görüyorlar, bunu bilhassa politikacılar oy alma hesabı ile yapar, bazıları da kendi gelir durumları yerindedir, fakir fukarayı düşünmezler.
Acaba, dünya ve ülkemizde hayat ve geçim tozpembe midir? Bana göre hayır cevabını veririm. Bir ülkenin herşeyinin normal olması için, önce bireylerin, ailenin, cemiyetin, ülkenin gelirinin artması, tüketimden ziyade üretim yapması gerekmez mi? Bir ülkenin kalkınması üretimle olur.
Müstahsil ürettiği ürünü değer fiyatı ile pazarlayabiliyorsa, geliri ile yatırıma pay ayırıyorsa, o ülke kalkınmakta olan ülkeler sınıfına girer. Biz şöyle güçlüyüz, böyle güçlüyüz, ekonomimiz iyi yöndedir, üretiyoruz, ihraç ediyoruz diye övünürüz amma ihracattan ziyade ithal edersek, bu kalkınma prensip ve kaidelerine aykırı bir tablodur. Bir ülkenin gelir kaynaklarının artması, işsizliği önler. Amma bakıyoruz ki ülkede işsizlik artmış durumda.
Kalkınmada ilk prensip, tutarlı bir politika takip etmek fiyat istikrarını sağlamaktadır. Amma bugünkü durumda, devlet kendi ürettiği emtiaya zam yaparsa, bu zam da her türlü emtiayı kapsarsa, fiyat artışlarına etki ediyorsa kalkınmadan, istikrardan söz etmek yanlış olur.
Son günlerde; akaryakıt, tüpgaz, elektrik, sağlık hizmetlerine ve çeşitli maddelerin fiyatlarına aşırı miktarda zamlar yapıldı, hayat % 25 pahalandı, peki vatandaşın gelir durumu nedir? % 3’tür, böyle bir ekonomi ile kalkınma olacağını ve ülkeye refah geleceğini hayal bile etmek iyimserlik olur.
Üretim azaldı, tüketim arttı, bunu irdelersek, karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor. Çiftçi üretim yapamıyor çünkü mazot pahalı, keza gübre, tohum, nakliye ücretleri arttı. Çiftçiye mazotu 445 kuruştan veriyoruz amma mavi yolculuk yapsınlar diye yatçılara litresi 150 kuruştan veriliyor. Girdi fiyatları yüksek, çıktı fiyatları düşük olursa üretim olmayacağı gayet tabii ki az olacaktır.
Bir ülkenin ekonomisinin üç faktöre dayandığını hepimiz biliyoruz. Bunlar, zirai kalkınma, sınai kalkınma ve turizm sektörüdür. Bunların biri eksik kalır yeterli katkıda bulunmazsa yeterli kalkınma olmayacaktır.
Zirai kalkınma deyince, her türlü ziraat mahsulü, orman mahsülü, hayvancılık içerisine girmektedir.
Ziraat sektörü kalkınmadan, sanayi sektörü kalkınamaz, keza turizmin gelişmesi için ülkede ziraat ve sanayi sektörünün ileri safhada olması gerekir. Müstahsil ve sanayici ürettiği ürünün ve emeğinin karşılığını alamıyor, geliri giderini karşılamıyorsa, siz hayvancılığı kalkındırayım derken dışardan canlı hayvan, kesilmiş et ithal ediyorsanız, yerli üretim elbette geri kalır. Bunun için yerli üretime önem vermeli ve devlet üreticiyi desteklemelidir.
Dünyada; tarım, sanayi, turizmin sorunları önemli bir yer tutmaktadır. Gelişmekte olan ve gelişen ülkeler bu üç sektöre önem vererek dünya pazarlarında yerlerini almışlardır.
Bizim gibi gelişmekte olan ülkeler, ekonomik, sosyal ve kültürel yönden gelişmiş bölgelerini, özellikle köylerini kalkındırmaya çaba sarf ederlerken, diğer yerleri de ihmal etmemelidir.
Toplum kalkınması, gelişmesi ve üç sektörde ileri gitme, gelişen teknolojiye yetişebilmek yönünden eğitim ve öğretime önem verilmelidir. Eğitim dört duvar arasında olmaz, eğitim nazari ve ezbere değil sahada uygulamalı ve ameli olarak yapılır.
Kalkınma için, halkımız kendi bünyelerine uygun olarak, devlet destekli plan ve projeler geliştirilmeli, bu projeleri yaparken vatandaşın bizzat projeye katkısı olmalıdır ki vatandaş projeye sahip çıksın.
Çünkü, kendi katkısı olmayan projeye halkımız, geçmişte gördük, sahip çıkmıyor.
Kalkınmada en önemli faktör eğitimdir. Bugün bu eğitimin verildiğini görüyor muyuz? Devlet – Köylü işbirliği konusunda çalışma yapılıyor mu? Köylerde, okullar kapatılmış, taşımalı eğitime başlanmış. Ayrıca 4+4+4 diye tutturdukları Osmanlı eğitimine doğru yönlendirme, ezberci eğitim yolu ile köylerimiz okulsuz ve öğretmensiz kalmıştır. Örgün eğitimi taşıma ile yapmaya çalışanlar yaygın eğitimi unutmuşlardır.
Kalkınmada liderlerin önemi büyüktür. Köylerimizde üç lider vardır seçimle gelen KÖY MUHTARI, atama ile gelen ÖĞRETMEN. Diğer lider de, halkımızın dini görevlerini yapmalarına öncülük eden dini lider İMAM’dır. Köylerde ve kentlerde ayrıca bir lider daha vardır, o da, köyde sevilen, sayılan, sözü, nazı geçen ve köylüye daima yardımcı olan MAHALLİ LİDER’dir.
Ülkemizin kalkınmasına gereken önemi vermek, kalkınmayı sağlamak hepimizin görevi olduğu gibi, kalkınma projelerini halka benimsetmek yukarda belirtilen liderler vasıtası ile sağlanır.
Bu liderlerin yanında: köye ziraat teknisyeni, sağlık memuru, orman teknikeri, hayvan sağlık memuru, ebe, hemşire ve ihtiyaç duyulacak personelin (eskiden Köy Enstitülerinden mezun sağlık memurları gibi) bulunması halkımız için gereklidir. Çünkü halk bu personeli gördüğü zaman, devletin kendi yanında olduğunu hisseder. Bu personel, mahalli liderlerle işbirliği yaparak, üretimin artmasında ve dolayısıyla kalkınmada büyük rol oynar. Ziraatın, hayvancılığın, sağlığın ve ormancılığın gelişmesi, korunması, üretilmesi ve köylerde yenilikler yapılması kaçınılmaz olur.
Halk Eğitimi Merkezleri, eskiden olduğu gibi toplum eğitimine önem vermeli, köylerde, genç ihtiyar, kadın, erkeğin üretken bir toplum olması yönünden gerekli tedbirleri almalı, görsel ve yazılı faydalı yayınları köylere intikal ettirmeli. Tüketen bir nesil değil, üreten, yapıcı, yaratıcı, Atatürk ilke ve inkilaplarına bağlı, ülkeye ve aileye gelir getirici el sanaatları kursları açmalı, hatta Halk Eğitimi Merkezleri döner sermayeli bir çalışma düzenine geçmelidir. Ayrıca köylerde zirai ve küçük sanayi kursları açmalı, bu iş için de alet ve edavat ve personel yönünden takviye edilmelidir.
Halkın; sosyal, kültürel çalışmalarına katkılar yaparak onları yönlendirmeli, kültür kervanları kurarak köylerimizde toplum eğitimi çalışmalarına önem vermelidir.
Halkımızın nabzını yoklayanlar biliyor ve duyuyor ki; bugün üretim yok, tüketim çok. Doğrudur, halkımız tüketiciliğe, hazır yemeye alıştırıldı. Eskiden ne güzel, tatlı hamurlu ekmek dediğimiz bazlama vardı, bugün yok, neden? Arpa, buğday, mısır, fasulye, nohut, mercimek gibi hububat ve bakliyat mahsulü üretilmiyor, üretici emeğinin karşılığını alamıyor.
Ülkemiz bir zamanlar buğday ihracatında ilk dörtte iken, bugün ithalatta ilk dörtte. Acaba nedenini araştıran oldu mu? Çiftçi tarlasını sürmüyor, ekmiyor, mazot, tohum, gübre fiyatları almış başını gidiyor. Amma köylünün ürettiği para etmiyor. Çünkü dışarıdan hububat, bakliyat, canlı hayvan, kesilmiş et ithal edersen elbette sonuç bu olur.
Gelin, topyekün bir kalkınma hamlesini devletle işbirliği içinde başlatalım, tarlayı sürelim, ekelim, zeytinlerimizin bakımını yapalım, hayvancılığa önem verelim.
Ülkemiz bir ziraat ülkesidir, toprağı verimlidir, el ele dört duvar arasında değil sahaya çıkalım, devlet – vatandaş işbirliği yapalım, eğitime önem verelim, yerüstü, yeraltı zenginliklerimizi işletelim, ülkemize gelir getirici zirai, sanayi dalları ve fabrikaları kuralım.
Bu arada ben bir konuyu dile getirmeye çalışacağım. Milas, tarihi, kültürü ile zengin, bugüne kadar da çeşitli medeniyetlere başkentlik yapmış bir ilçe olarak, ziraata elverişli ve uzun bir kıyı şeridine sahiptir. Öyle ise;
Milas’a neden Ziraat Fakültesi açılmasın? Neden Su Ürünleri Yüksek Okulu açılmasın?
Sevgili Milaslı hemşehrilerim, gelin bu iki eğitim ve kültür yuvasının ilçemizde açılması için el ele, gönül gönüle, hiçbir parti ayrımı yapmadan, sivil toplum kuruluşları ile birlikte devletimizin desteği ile Milas’a kazandıralım. Elimizi taşın altına koyma zamanı gelmiş ve geçmektedir.


