Reklam
Reklam

Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

İmece ruhu ve kooperatifçilik…

Reklam

Mehmet Sarı / Emekli İlköğretim Müfettişi

İmece ruhu, toplumumuzun önemli bir değer hükmü idi eskiden. Türk milleti, asırlar boyunca bu imece ruhu ile yaşamını sürdürmüş, ayakta kalmış.

İmece ruhu, toplum yaşamında insanların birbiri ile dayanışmasını, yardımlaşmasını ve işbirliği yapmasıyla zorlukları aşmasını sağlamıştır.

İşte, Türk milletine Mustafa Kemal önderliğinde emperyalistler ve yardakçıları tarafından Anadolu’nun istilasının kaldırılması gücünü veren, imece ruhunun Türk halkına verdiği önemli değer hükmü ve gücüdür.

Demek ki Mustafa Kemal ve arkadaşları Türk milletinde gördükleri ve inandıkları değerin imece ruhu olduğunu gördüklerinden Anadolumuzun düşman istilasını halk ile gidermeye girişmişler. Bu görüşlerinde haklı oldukları, düşmanı İzmir’den denize döktükleri gün kesin olarak kanıtlanmış ve bunu dünyaya da göstermiştir. ‘Ya istiklal ya ölüm’ diyen bir inanç ve kararlılıkla bu zafere ulaşmışlar.

Bence bu zaferin kökünde, Türk toplumunun karakteri ve yerleşmiş bulunan imece ruhu bulunmaktadır. Maalesef bugün böyle zaferlerimiz yok.

Benim küçüklüğümde ve gençliğimde köyümüzde yollar, okullar, ortak malı zeytinlikler, misafir odaları ve köy camisi köylülerin elbirliği ve dayanışması sonucu oluşturulurdu. Düğünler, cenazeler tüm köylünün katılımıyla olurdu. Düğünde yakılacak odun hep beraber getirilirdi. Düğünde pişecek keşkeğin buğdayı birlikte döğülürdü. Düğünde birlikte gülünür ve eğlenilir, cenazede birlikte yas tutulur, ölen kişi mezarlığa birlikte götürülür ve gömülürdü.

İnsanlar birbirine borç verir, ihtiyaçlar karşılanırdı. Para verilirken senet, çek yapılmazdı. Ama zamanı gelince borç ödenirdi. Tüm bu güzellikler bence imece ruhundan ileri geliyordu.

İşte bu imece ruhu, yüz elli yıldır tarım ve çok işte kooperatifçiliği toplumumuza yaşatmıştır. Ama son zamanlarda, kooperatifçilik bazı yanlış politikalar sonucu ülkemde ihmal edildi.

Ben Kırcağız Köyümde öğretmenken Köy Kalkınma Kooperatifini 1960 yılında kurdum. Hem zeytinyağı, hem yemeklik zeytin üretiminde köyümde daha kaliteli zeytinyağı üretmeyi sağlayacak, daha modern fabrika ile daha kaliteli yemeklik zeytin üretmeyi amaçlamıştık.  Ama bazı yanlış politik görüşlüler, "kooperatifin komünistlik olduğu"nu ileri sürerek, kooperatifçiliği devam ettirmediler. Tıpkı, "demiryolları komünisti işi" diyen Turgut Özal gibi.

Ki, düşük ekonomik geliri olanlar, kooperatifleşerek daha çok gelir elde edebilirler. Üretimini arttırarak, ürettiğini daha iyi pazarlayarak, daha çok para kazanırlar. Avrupa çiftçisi kooperatifleşerek bunu yapıyor.

Örneğin Milas üreticisi kooperatifleşerek, İstanbul ilçelerinden, sosyal demokrat belediyelerle işbirliği yapılarak üretilenler İstanbul'da pazarlanabilir. Böylece üreticiye daha çok para kazandırabiliriz.

Bugünkü gibi çok insanın köyde traktör ve başkaca aldığı çok tarım araç gerecini kooperatif alır. Ortaklarının işini görerek, daha ekonomik davranılmış olunur. Başka iyiliklerini saymakla bitiremem. Çünkü birlikten güç doğar. Bu oluşan güç kooperatifi oluşturur. Yalnız, başta kooperatif bilinci-eğitimi üreticilere vermek gerekir. Maalesef bu bilinç verilmiyor.

Hadi, başka zaman üreticiye bu kooperatif bilinci için bir etkinlik yapmıyoruz, bari şu 21 Aralık Dünya Kooperatifçilik Günü’nde kooperatifçilik ile ilgili konferans ve etkinlikleri Tariş, Ziraat Odamız, sosyal demokrat partiler neden yapmıyorlar?

Üretim artmadan kalkınmanın bir ülkede olmayacağını ne  zaman tam bileceğiz? Kısaca, üretim artışı olmadan işsizlik ve yoksulluğun da yenilemeyeceğini nasıl anlayacağız? Bunun bir yolu, esası eğitimdir.

Sonra, bu kuruluşlarımız, orta okul ve liselerin eğitim ve öğretim programlarına neden kooperatifçilik dersleri koydurmuyorlar? Milletvekillerimizi harekete geçirerek Milli Eğitim Bakanlığı neden önergeler verdirmiyorlar? Ağlamayan çocuğa meme verilmez dendiğini hiç duymamışlar mı acaba?..

Avrupa’da ziraatçılar hep kooperatifleşmiş. Hem üretimi kolaylaştıran makineleşmeyi sağlamışlar, hem üretimlerini arttırmışlar, hem de topraklarını bütünleştirmişler. Bizim gibi 2-3 dönüm tarım toprakları yok. Sonra, susuz tarım yapmıyorlar. Ayrıca, ürettiklerini iyi değerlendiren tesisler kurmuşlar.

Özet olarak kooperatifleşmişler ve sosyal devlet olmuşlar. Biz hiç biri olamamışız. Olmak isteyenleri de, "bu komünistlik" diye engellemişiz 1950’den itibaren… Bir de bu tarihten sonra kültür yozlaşması yaşıyoruz. İmece kültürünü bırakmışız…

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?

error: Content is protected !!