Reklam
Reklam

Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

Sabır çok güzel bir duygu

Reklam

Dursun GİRGİN

Dostlarım merhaba…

İncili Çavuş’u ve şu meşhur filozof Sokrates’i bir çoğumuz geçmiş zamanda uğradıkları birçok haksızlıklardan tanıyoruz. Bir gün İncili Çavuş’a zamanın padişahı öyle bir ceza verir ki sormayın. Malum İncili Çavuş pratik zekalı, hazır cevap biri olduğu için halkı tarafından çok sevilen biriydi.

Bir gün padişah onu sınama için huzuruna çağırır. Aldığı tüm hazır cevaplar sonunda adeta şaşkına uğrar. Der ki cellatlarına; "Bu adama öyle bir ceza verin ki, halkı da benim tarafından değil  kendi düşmanları tarafından öldürüldüğüne inansınlar" der. Neyse o cellatlar da İncili Çavuş’u çok sevdikleri için bir türlü kıyamazlar. Cebel bir dağda (sahipsiz boş toprak), kollarını bağlayıp giderler. Havalar da çok mu çok soğukmuş. Her taraf kar kış, derken birkaç gün sonra İncili Çavuş’un durumunu merak ederler ve dağa çıkarlar. Bir de ne görsünler, İncili Çavuş halâ yaşıyor. Yanına varırlar ve sorgu sual eylerler; "Yahu İncili Çavuş nasıl oluyor da onca soğuğa rağmen sen halâ ayaktasın?" Çavuş da; "Bekleyin, ortalık kararınca cevabımı vereceğim" der. Bu ara akşamı beklerler, neyse akşam olur hava iyice kararır. İncili Çavuş’a; "Haydi söyle bakalım bize, halâ yaşıyor olmanın sırrı ne?" İncili Çavuş da çok uzaklarda yörük çadırından gözüken o kandil ışığını göstererek; "İşte o ışık sayesinde ısındım" der. Bunun üzerine cellatlar İncili Çavuşu serbest bırakırlar.

Tabii ki İncili Çavuş kadar şanslı olmayan diğer bir filozof, bundan 2400 yıl önce bir hiç uğruna egemen güçlerin yargıçları tarafından Atina’da baldıran zehiri içirtilerek ölüme mahkum edilir. Bu arada Sokrates’in eşi duruma isyan eder; "Senin ne suçun var da seni ölüm cezasına çarptırdılar, bunlar haksız yere seni öldürüyorlar" deyince Sokrates gayet sakin bir uslüpla; "Ya haklı yere öldürmüş olsalar o zaman ne olacaktı? Bari beni haksız yere öldürdükleri günlerce hep söylenip durulacak ve onları da tarih yargılayacak" diyerek bir nevi hanımını teselli etmeye çalışır. Netekim aradan yıllar geçmiş, asırlar geçmiş, 2400 sene geçmiş ama halâ o filazofun sevgisi gönüllerde yaşamasına rağmen onu idam edenlerin ne isimleri, ne de cisimleri kaldı.

Demem şu ki değerli dostlarım, şu fani dünyada başkalarının da yaşama hakkı olduğunu, başka görüşlerin de var olabileceğini hep göz önünde bulundurmak zorundayız. Acı olacak, tatlı da olacak. Güzel olacak, çirkin de olacak. Zaten bu farklılıklar dünyanın var oluşuyla başlamıştır. Şimdi önemli olan şu ki; bunca farklılıkları bir arada nasıl yaşatabiliriz. Zaten siyaset bilimi de bunun için var olan bir araçtır.

Yani dostlar şunu ifade etmeye çalışıyorum; dünyada farklı düşüncelere de yer vermediğimiz zaman ne bu dünyaya çeki düzen verebiliriz, ne de hak ve adalete. O nedenle geliniz birbirimizin haklarına, hukuklarına saygılı olalım. Aksi halde bu dünyayı cehenneme çevirmiş oluruz.

İşte bu nedenle bir önceki yazımda belirttiğim gibi TBMM’ndeki hiç de yakışık almayan o sözleri hep yadırgadığımı ifade etmiştim. Şimdi de tarihteki bu iki önemli şahsiyetten yola çıkarak bir nevi birşeyler anlatmaya çalıştım. Amacım şu; sabırlı olmayı tavsiye edebilmek çok güzel bir duygu. Onun için yazımın da artık sonuna doğru geliyorum. Yüce Rabbim hepimizi tüm zorluklara karşın sabır edebilen kullarından eylesin inşallah.

Haydi dostlar, hoşça kalın. Sakın ha unutmayın; sabır çok güzel bir duygudur, zordur, acıdır ama meyvesi o kadar tatlıdır ki sormayın…

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?

error: Content is protected !!