Reklam
Reklam

Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

6 Y’yi de yediler!?

Reklam

A. Kemal KAŞKAR

Cumhurbaşkanının, yolsuzluk operasyonu ile ortaya çıkan tabloya ilişkin günler sonra söylediği, "Bir yolsuzluk varsa üstü kapatılamaz" sözleri sizi rahatlattı mı?

Benim yanıtım olumsuz!

Bu nasıl bir karmakarışıklıktır yahu!?

Yolsuzluk operasyonu, kara para, altın kaçakçılığı gibi gibi adlarla anılan operasyonlarda ele geçirilen ayakkabı kutuları ve kasalar dolusu paraların ‘kara’ değil ‘bağış’ kaynaklı olduğunu söylemiş şüpheliler..

Yok efendim imam hatip lisesi yaptıracaklarmış!?..

Yok efendim Makedonya’da bir üniversiteye bağışlayacaklarmış falan filan..

Şüpheli ve sanıkların ‘izahat gayretleri’ sizi ikna edebildi mi?

Benim yanıtım olumsuz!

"Hay aksi! Sen hayırlı bir iş için çalış çalış, şu başına gelenlere bak" mı yani?..

Bu duruma, bilinen şarkının "Kimi Mecnun gibi dağda dolaşır / Kimisi de ölüm yok gibi çalışır / Kimi meteliksiz, kimi milyona karışır" bölümünü söyleyerekten gülsek mi ağlasak mı?

Bu nasıl bir karmakarışıklıktır yahu?!

Ortalığı allak bullak eden operasyonlarda elde edilen ve basın-yayına sızan-sızdırılan telefon görüşmeleri, görüntülere rağmen, olup bitenlerin ‘devlet içindeki paralel bir başka devletin çete faaliyeti’ ve ‘dış mihrakların komplosu’ olduğunu iddia ediyor şüpheliler, sanıklar ve bu arada başbakan da..

Devlet içindeki o çete, bakanlar ve oğullarına tuzak falan kurmuş. Onlar da bu tuzağa düşmüşler…

Bazı şüpheli ve sanıkların bu ‘karşı iddiaları’na inanma ihtimaliniz var mı?

Benim yanıtım yine olumsuz!

Bu duruma da, aynı şarkının "Adaletin bu mu dünya / Ne yar verdin ne mal dünya / Kötülerinsin sen dünya / İyileri öldüren dünya" bölümünü söyleyerekten gülsek mi ağlasak mı?

Başta başbakan olmak üzere, AKP sözcüleri, yolsuzluk operasyonuna karşı ‘çete’ diyorlar, ‘dış mihrakların taşeronu’ diyorlar, başka da birşey demiyorlar. Arada, silik ifadelerle, "elbette yolsuzluk varsa’ gibi bir iki koşullu cümle etmeye çalışılıyor ama bu hiç de inandırıcı olamıyor. Bu nedenle, hükümete yönelik "hırsızı bırakmış polisin peşine düşmüş" değerlendirmeleri, çok büyük ölçüde haklılık kazanmış oluyor. (Çok kısacık bir sürede, çok sayıda emniyet görevlisinin hop görevlerinden alınması da sevgili ülkemde AKP döneminde çok yönlü ve boyutlu ‘fişlenmişlik gerçeği’ni bir kez daha kabak gibi ortaya çıkarmış bulunmaktadır.)

Ve "yedirtmem" tavrı.

Savcı’nın ifadeye çağırdığı Emniyet mensubunun ifadeye gönderilmemesi-gitmemesinin ‘anayasal düzene karşı bir tür kalkışma’ olarak yorumlanması gerektiği belirtiliyor.

Zaten uzunca bir süredir, sevgili ülkemde bir tür ‘darbe dönemi’ yaşanıyor.

Birilerinin bir yerlerde bir tür çetele tuttuğu kesin.

Ve herkes -artık- birbirini ‘çete olarak’ görmeye-göstermeye başladı.

Şimdilerde, "yolsuzluk operasyonunu planlayıp gerçekleştirerek hükümete karşı itibarsızlaştırma, köşeye sıkıştırma, sersemletme ve nihayetinde darbe yapacakları iddia edilenlere yönelik bir operasyon ve karşı dava" ile vurulacak karşı bir darbe bekleniyor..

Eskiden sadece ‘askeri darbemiz’ olurdu. Yaklaşık onar yıllık aralarla gelir giderdi. Şimdi artık herkesin bir darbesi-darbecisi var. Darbelerimiz ‘özel’leşti! Çok özel darbelerimiz oldu. Üstelik artık hep bizimle beraber, gitmek-bitmek bilmiyor bir türlü... (Yani benim ‘algım böyle’!)

...

Yakın geçmişte 15 Şubat 2011 tarihinde Mısır için yazmıştım: "Yeni kuşak askeri darbeler ve Mısır Örneği" başlıklı bir yazıydı o. O yazımda, "Bence bu anlamda ‘yeni kuşak darbeler dönemi’ Mısır örneğiyle açılmış oluyor" diye yazmıştım. "Mısır’da ‘durmak yok darbelere devam’ ve ülkemizdeki ‘% 10 seçim barajı darbesi" başlıklı yazımın tarihi ise 24 Temmuz 2013’tür. Bu yazımda da "Böylece, bir darbeyle iktidardan uzaklaştırılan Mübarek’in yerine, darbe yönetiminin kolaylaştırıcı destekleriyle bir anda Mısır’ın bir numaralı siyasi aktörü-erki durumuna getiriliveren Mursi, bir yıl sonra benzer bir operasyonla gönderiliverdi" diye yazmışım. Mısır’a ilişkin bu değerlendirmelerimin yanına, sevgili ülkemin son günlerde yaşadıklarına ilişkin yorumumu da, lafı dolandırmadan not ediyorum şimdi:

Ülkemizde yaşadıklarımız da ‘yeni kuşak’ bir darbe ve bu süreç de bir darbe sürecidir! (İki kere iki dört, elde var Ayten!?)

AKP hükümetinin aklına neden ‘sandık’ falan gelmiyor?

Gücü yettiğince karşı hamlelerle vaziyeti kendince kurtarmaya çalışıyor ve kendisine yönelik bir saldırı-darbe iddiasıyla karşı saldırı-karşı darbe yöntemlerini benimsemiş durumda ve adım adım uyguluyor. Yeni yeni bir çuval düzenlemeyi planlıyor. Örneğin, önce; ‘sen nasıl olur da amirine haber vermezsin!’ diye -hukuk ve yasa dışı- bir gerekçelendirmeyle polis şeflerini görevden alıp, hemen ardından, yürürlükte olan ve ‘haber vermemenin yasal-hukuki zeminini ortadan kaldıracak yeni bir yönetmeliği uygulamaya koyuyor. Sevgili ülkemde zaten çok büyük darbeler almış olan 3 Y, yani Yasama-Yürütme-Yargı erkleri arasındaki güçler ayrılığına -kendince kolayca- bir darbe daha indiriyor. (Bu arada diğer 3 Y, yani AKP’nin 11 yıl önce iktidar olurken "yok edeceğim" dediği ‘Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasaklarla da mücadelede sıfırın tüketildiği, bu üç Y’nin de zirve yaptığını not ediyor ve 6 Y bakımından da durumumuzun çok vahim olduğuna, "yedirtmem de yedirtmem" denile denile ‘6 Y’nin de şapur şupur yendiğine dikkatinizi çekmek istiyorum!)

Darbe üstüne darbe yediğimiz, apaçık bir ‘darbe süreci’ yaşıyoruz vesselam.

(Yazı tamamlanmış ama henüz yayınlanmamışken yaşanan bir gelişme: İçişleri Bakanı Güler ve Ekonomi Bakanı Çağlayan görevlerinden istifa ettiler... Akşamüzeri ise Çevre Bakanı Bayraktar, Başbakan’ı da istifaya çağrırarak istifa etti. Artık bu gelişmeler, parantez içine sığmayacak hale geldi...)

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?

error: Content is protected !!