

Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ
24-27 Ağustos 2015 tarihleri arasında İstanbul’da 9. Balkan Fizik kongresi vardı. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ndeki bu kongreye öğrencilerimle beraber hazırladığımız iki bildiri ile katıldık. Bu tür kongrelerin, hem iletişim zenginliği, hem son yapılan çalışmaları izlemek, kendi çalışmalarınızı tartışmak ve hem de gittiğiniz kenti tüm boyutlarıyla tanımak anlamında sosyal-bilimsel-kültürel işlevi vardır ve öyle de oldu. Birçok yeni arkadaşla tanışmak, eski arkadaşları görmek güzeldi. Ayrıca sosyal etkinlik olarak kongre düzenleyenlerinin örgütlediği enfes bir gece boğaz turu, İstanbul Üniversitesi Balta Limanı tesislerinde tüm katılımcılarla birlikte müzik eşliğinde yenilen yemek harikaydı.
Mayıs ayında YKKED-Balıkesir şubesinin Ayvalık’ta düzenlediği buluşmada Hughette Eyüboğlu ile beraberdik. Bana bir not düşmüştü. “Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nün yabancı dil öğretmeni Bella Eskinazi İstanbul’da yaşıyor. Çıkarmakta olduğunuz Yeniden İmece dergisi için onunla söyleşi yapabilirsiniz, ben size aracılık ederim” demişti. Bu notu unutmamıştım. Sayın Eyüboğlu ile iletişim kurarak Sayın Bella Eskinazi ile iletişimi kurduk. 25 Ağustos 2015 Salı sabahı, arkadaşımız Pelin Bektaş ile birlikte Bebek sırtlarında Sayın Eskinazi’nin evindeydik. Sayın Hughette Eyüboğlu’na bu söyleşiye aracılık ettiği için teşekkür ediyorum.
İstanbul’a gitmeden önce Bella Eskinazi ile ile ilgili araştırma yapmış, Haluk Oral ve Şeref Özsoy’un yazdığı “Erol Güney’in Ke(n)disi”, Pakize Türkoğlu’nun yazdığı “Kısa Süren Hasat” kitaplarını okumuş ve internet ortamında gazetelerde yayımlanmış “Orhan Veli’nin İlham Perisi”, “Hasanoğlan’da Öğretmen Liseli Bir Yahudi Kızı”, “Orhan Veli’nin Sere Serpe Aşkı”, “Gizli Aşkın Adı: Bella”, “Orhan Veli’ye Şiir Yazdıran Kadın” başlıklı yazılarını okumuştum. Basında çıkan yazılarda daha çok Orhan Veli’nin Bella’ya yazdığı iki şiir öne çıkıyordu. Ben ise Bella’nın Hasanoğlanlı günlerini merak ediyordum.
Bella, 1940’lı yıllarda Sabahattin Eyüboğlu’nun Ankara’daki evininin bir odasında bir türlü veremediği geometri dersini çalışmaktadır. Orhan Veli, liseyi bitirmeye çabalayan Bella’yı gördükten sonra yazdığı “Uzanıp yatıvermiş sere serpe; / Entarisi sıyrılmış hafiften; / Kolunu kaldırmış koltuğu görünüyor; / Bir eliyle göğsünü tutmuş; / İçinde kötülüğü yok, biliyorum; / Yok benim de yok ama ;/ Olmaz ki! / Böyle de yatılmaz ki!” şiiri, platonik bir sevginin ilk dışa vurumudur. Orhan Veli, Türkçe’yi çok iyi kullanan, içine kapanık, duygusal, sessiz bir şairdir. Bella için yazdığı edebiyatımızın en güzel şiirlerinden biri olan “Anlatamıyorum” ile bu ruh halinin tüm izlerini yansıtır: “Ağlasam sesimi duyar mısınız, / Mısralarımda; / Dokunabilir misiniz, / Gözyaşlarıma, ellerinizle? / Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, / Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu / Bu derde düşmeden önce. / Bir yer var, biliyorum; / Her şeyi söylemek mümkün; / Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; / Anlatamıyorum.”
Bella, Yahudi bir aileden geliyordu. Konuşmamızda Babasının ailesi için 1453’ten beri İstanbullu bir Türk ailesi olarak tanımlarken, annesinin ailesinin Balkan Savaşları sonrası Romanya’dan gelen bir Yahudi ailesi olduğunu ifade eder. Bella’nın ablaları Dora ve Seza’dır. Dora’nın eşi Erol Güney felsefe eğitimi almış sanat ve kültür dünyasında yoğun ilişkileri olan bir kültür insanıdır. Tüm aile tümüyle sanat ve kültür dünyasıyla dayanışma halindedir ve iç içedir. Atatürk hayranı olan Bella ve iki kız kardeşi İstanbul’un değişik okullarında okurlar. En çok Türk okullarında mutlu olurlar. Ablası Dora’nın eşi Erol Güney, Sabahattin Eyüboğlu’nun çok yakın dostudur ve Hasan-Ali Yücel’in kurduğu Tercüme Bürosunda, özellikle Rus klasiklerinin tercümesi imecesinde aydınlanma hareketine büyük katkı verir. Erol Güney 2. Dünya savaşı sürecinde Nazi zulmüne karşı savaşanlarla olan dayanışmayı ortaya koyacak daha somut bir yol bulmak olarak ifade ettiği bu süreci “Bir bakıma savaşın içindeydik. Bu savaş, Yunan ve Roma kültür mirasına, Rönesansın hümanizmasına, 18. Yüzyıl Aydınlanma filozoflarına, 19. Yüzyıldaki ilerlemeye inananlara, barbarlar tarafından açılan bir savaştı. Kitap yakanlarla kitap yayımlayanlar arasındaki bir savaştı bu ve bizim yerimiz belliydi” şeklinde tanımlıyordu.
1940-1950 arası Türkiye’nin en zorlu, kargaşa dolu yıllarıdır. Bu dönemde Dora-Erol Güney çifti ve kardeşleri Bella ülkenin en saygın aydın ve sanatçılarıyla birliktedir. En yakın dostları Sabahattin Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Necati Cumalı, Cahit Sıtkı Tarancı, Abidin Dino Sabahattin Ali, Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat’ttır. Sabahattin Eyüboğlu’nun ricası ve ismet İnönü’nün onayıyla Bella Eskinazi, Hasanoğlan Köy Enstitüsüne kütüphane memuru olarak atanır. Bella, dört dil bilmektedir ve o yıllarda yabancı dil öğretmeni bulmak çok zordur. Asıl amaç Hasanoğlan’da öğrencilerin yabancı dil derslerine öğretmen bulmaktır. Bella, yaklaşık iki yıl boyunca yabancı dil ve jimnastik öğretmeni olarak Hasanoğlan’da öğretmen olarak görev yapar. Bella, Hasanoğlan’dan ve orada verilen eğitimden çok etkilenir. O yılları ‘hayatımın en güzel günleriydi’ şeklinde anar. Tonguç’u ve Yücel’i ve Hürrem Arman’ı saygıyla andığını ifade eder. Hasanoğlan’da aldığı ilk maaşla öğrencilerini Ankara’da bir lokantaya ve sinemaya götürdüğünü anlatırken gözleri parlıyordu. Büyük bir keyifle Hasanoğlan’da odasına giren ve yatağında yatan boz ayıyı anlatır. En yakın arkadaşı da Hasanoğlan’ın yapı öğretmeni mimar Mualla Eyüboğlu’dur. Enstitülerin kapanma sürecinde enstitülere yönelik TBMM’nde yapılan eleştirilerden biri de lise diploması olmayan bir Yahudi kızın öğretmen olarak Hasanoğlan’a atanması tartışmasıdır.
Bella Eskinazi, 1920 doğumlu, yani 95 yaşında ve bir dönemin çok önemli tanığı. 25 Ağustos 2015 Salı günü bir sanat galerisine benzeyen Bebek’teki evinin salonunda söyleşi yaparken kendisine hayran kaldım. Bakımlı, şık ve zarifti. Bilinci de yerindeydi, az gördüğünü ve fazla kitap okuyamadığını söylüyordu. Salonun duvarlarında Eren Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun, Abidin Dino ve Macar sanatçılarının tabloları vardı. Sağlıklı, berrak bir hafıza ile tüm yaşananları hatırlayan, yılın yarısını İspanya’da kızının yanında yaşayan donanımlı, bilgili, entelektüel bir çevrede yetişmiş Cumhuriyet kadınıydı o… Azınlıkların yaşadığı pek çok acıya rağmen Türkiye’yi çok seven ve bu topraklarda şekillenen, kendini var eden bir hayat, bir birikim vardı karşımızda. Acıların içinde yoğrulan ve hayata sevgi, barış penceresinden bakan Sayın Bella Eskinazi’ye sağlıklar-güzellikler diliyorum.
Söyleşinin tam metnini Yeniden İmece-47’de okurlarla paylaşacağım.


