

‘sözün özü’ / Celal DURGUN / celaldurgun@hotmail.com
Hem kelsin, hem fodul.
Adres bilmezsin.
Sorup öğrenmezsin.
Hal-hatır sormazsın.
Çay-kahve içmeye gitmezsin.
Sonra da "vay efendim böyle, yok efendim şöyle" dersin.
Bahaneler üretirsin.
*** ***
Hayırlı olsuna gitmedin.
"Güle güle oturun" demedin.
Sağlık, sıhhat dilemedin.
Dilinin ucuyla da olsa, "çok yakıştığını" söylemedin.
"Abimsin", "muktedir" kişisin demedin.
"Büyüksün" serenadında bulunmadın.
"Allah seni başımızdan eksik etmesin" duasını dillendirmedin.
*** ***
Vere karşı çıktın.
Doğru yanlış demeden eleştirdin.
Üç adımlık yolu öğrenemedin.
Yolu yokuşa sürdün.
İtirazcılarla beraber oldun.
Yarın, yüz yüze bakacağını unuttun.
Ne demiş atalarımız; el eli yıkar, el de yüzü.
Ne el verdin, ne yüz.
Köprüleri yıktın, gemileri yaktın.
*** ***
Feveran etme.
Ne ektin ki ne biçesin.
El etek öpmezsin.
Ağam, paşam demezsin.
Yağ çekmezsin, pohpohlama nedir bilmezsin.
Görev beklersin.
*** **
Yok teamülmüş.
Yok gelenekmiş.
Görev verilmeliymiş.
Kurala uyulmalıymış.
Geçiniz.
*** ***
Devir değişti.
Övmek serbest, yermek yasak.
Yıkamak, yağlamak "in" eleştirmek "out."
*** ***
Bu kafayı değiştireceksin.
Onunla yaşamayı öğreneceksin.
El öpmeyle ağız kirlenmez.
Dümenini suya göre döndüreceksin.
Gelene "ağam" gidene "paşam" diyeceksin.
Görüyorsan söylemeyeceksin.
Biliyorsan susacaksın.
Bakan da olursun, Başbakan da.
Bahtın da açılır, talihin de.
Şanın da olur, şöhretin de.
Paran da olur, pulun da.
Örnek mi, o kadar çok ki…
*** ***
"İroni" yaptım.
İnandığını yapana, dönmeyene, dik durana, omurgalıya …
Selam olsun.


