

soru/yorum / A. Kemal KAŞKAR
Bazen dayanacak gücünüz kalmaz.
Başınızda kaldırılamaz bir ağırlıkla ...
Başınız önde …
Bitmiş.
…
Günler, "baskı, zulüm ve kan"dan başka bir şey getirmez olur.
Gözlerinizin önünde.
Gözleriniz dolu.
…
Yaşamımız boyunca yüreğimizi, gözlerimizi dolduran bi dolu şey yaşarız ama …
Şu başımıza gelenlere bakın!
..
7 Haziran 2015’te, aslında tam da ‘ülkecek barışalım’ sonucu çıkmamış mıydı sandıktan?!..
Ne oldu da?..
Şu olanlara bir bakın!
…
Ülkemizde 13 yıldır iktidarda olan AKP’nin, varılan bu noktada da siyasi sorumluluğu muhalefete yüklemeye çalışmasına ne demeli?
Ya ‘çözüm süreci’nin baş mimarı, dönemin başbakanı Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanı olarak katıldığı televizyon programında, Dağlıca’da yaşanan felaketi haber alıp da konuyu "400 milletvekili’ hesabına bağlamasına? …
Üstelik yurttaşlarımızı, bazı basın yayın kuruluşlarına, bazı gazetecilere karşı kışkırta kışkırta nereye varabilirsiniz?
…
Aslında ‘söz’ bitmez.
"Sözün bittiği yer" vurgusu da çok güçlü bir ‘söz’dür aslında.
Çünkü ‘sözler’in hep gücü vardır.
Söz, her zaman vardır.
Sözlerin gücü bitmez!
Yeter ki gerektiğinde söylenebilsin.
(Olmadık zamanda söylenen sözün elbette gücü olmaz ve de sorun, hiçbir zaman, söylenmesi gerekirken söylenmeyen sözde değildir…)
…
Dolayısıyla bugün, lafı hiç uzatmaksızın şu söz, yüksek sesle söylenmelidir:
‘Başımıza bütün bu gelenlerin baş sorumlusu, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere AKP hükümetleridir.’
…
Bugüne dek çok kez söylendi.
Ülkemiz ‘kötü yönetiliyor’ dendi duruldu hep.
Yaşamım boyunca ülkemin ‘iyi yönetildiği’ne ilişkin mutlu bir kanaatim olmadı, oluşmadı ne yazık ki.
Sevgili ülkem hep kötü yönetilegeldi.
Ama bu kadar ‘kötü’sünü yaşamamıştık, görmemiştik.
Keşke böyle olmasaydı.
…
Gelinen noktada, çözülemeyen tüm sorunlar ortadadır.
Ülkemizin, başta, yeniden ‘iç savaş koşulları’na mahkûm edilmesinden ekonomik kirizin eşiğine getirilmiş olmasına, eğitimden dış politikaya kadar her alanda tam bir kaos ortamına sürüklenmesinin sorumlusu CHP, MHP, HDP ve diğerleri olabilir mi?
Asla!
Tek sorumlu AKP’dir!
Dolayısıyla, AKP için demokratik parlamenter rejim içinde yolun sonuna gelinmiş olsa gerektir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, AKP’yi kastederek arzu ettiği ‘400 milletvekili’nin, artık CHP, MHP, HDP ve diğerleri arasında paylaşıldığı bir TBMM’nin zamanı gelmiştir. (Bu cümleme rahatlıkla, ‘hatta geçmiştir bile’ eklemesini de yapabilirim ...)
Eğer ki -herşeye karşın- sağ-salim yapılabilirse, 1 Kasım erken genel seçimleri, sevgili ülkemde bugüne dek pek çok kez söylenmiş olan ‘ARTIK YETER!" diye -bir kez daha- haykırmamız için ‘son fırsat’tır.
Çünkü -en azından-, gerçek anlamda bir ‘ÇÖZÜM’ün, Erdoğan’ın başbakanlığında başlanıp cumhurbaşkanlığında bitiriliveren ve ülkemizi cehenneme çeviren yoldan AKP tarafından bulunamayacağı tartışmasız ortaya çıkmıştır.
...
Bütün bunlar, Türkiye ‘maç izlerken’ olmuş bitmiş!
Haberimiz bile olmamış.
Bu yazının yazılmakta olduğu saatlerde (7.9.2015-11:29) devlet, halâ olayın ayrıntılarına ilişkin bilgi sahibi olamamış ...
Tablo buyken, siz ne diyorsunuz halâ, "Sizinle Yeni Türkiye" mi?
Sevgili ülkemizin buna asla ve asla tahammülü yoktur, olamaz!
...
Ve bir-iki soru daha:
Bu tablo içinde, maaşlarını tıkır tıkır ödemekte olduğumuz sayın vekillerden oluşan TBMM’nin halâ toplanmaya niyeti yok mu Allah aşkına?
Bir de, Nevruzlarda beyanatları çok merak edilip de canlı yayınlarda okunan Apo ne diyor bu olanlara Allah aşkına? (HDP’yi ortalık yerde bırakıp çekip gitti mi herkes!?)


