

Cafer METE / Emekli Halk Eğitimi Merkezi Müdürü
Sevgili halkım; profesyonel bir muhabir ve yazar değilim. Ama bugüne kadar, yerel olarak çıkmakta olan ÖNDER gazetesinde çıkan yazılarımdan oluşan arşivime bakarak inceledim, 300’den fazla yazı yazmışım.
Şöyle bir değerlendirmeye tabi tutunca bu yazılarımın; Eğitim ve öğretim üzerine, Kadın hakları üzerine, Ülkemizdeki terör olayları, teröristlerin yaktığı, yıktığı ve öksüz bıraktığı çocuklar üzerine, Bütün siyasi partiler için, Emekli arkadaşlara sesleniş ve Genel konulardaki yazılarımdan oluştuğunu gördüm.
Sevgili okurlar; Aile eğitimi üzerine hiç yazı yazmadım, ancak Milas Endüstri Meslek Lisesi Okul Aile Birliği Başkanlığım döneminde velilere, ailelerin çocuklar üzerine yapacakları eğitim konusunda konferanslar verdiğim olmuştur. Aile eğitimi ve aile okulları üzerine değerli meslektaşım ve arkadaşım Sayın Mehmet Sarı yazılar yazmaktadır. Bu yönden kendilerini bir eğitimci dost ve arkadaş olarak kutluyorum.
Dostlar, aile eğitimi hakikaten çok önemlidir, görgü kuralları, çocuğun eğitimi, hayatı, yaşamı aklının yönünü belirler. Bunu da okul ve aile pekiştirir ve cemiyete hayırlı evlatların yetişmesini sağlar. Aile eğitimini bilmeyen ve bu eğitime sırt çeviren, aile okulundan geçmeyen ailelerin yetiştirdiği çocuklarla diğerleri arasında muazzam farklar görülür.
Sevgili okurlar, yazılarımda en çok PKK terörünün işlendiğini gördüm, bu konuda birçok sorular sordum. Cevap veren bir muhatap bulamadım. Her zaman yaktılar, yıktılar, öldürdüler, gasp ettiler, kanun dışı yollarla kaçakçılık yaptılar. Devletimizi, milletimizi trilyonlarca zarara uğrattılar. Anaları, bebeleri, yavukluları ağlattılar. Bir hiç uğruna kendi canlarını da tehlikeye attılar. Canlı bomba olarak kendilerini telef ettiler. Ellerine ne geçti?
O gençleri zehirleyerek ölüme göndermeye ne hakkınız var?
Ülkenin gençlerini, askerini, polisini öldürüyor. İş makinelerini, okulu, evleri yakıyor, köprüleri yıkıyor, yollara tuzak kuruyorlar. Yazık, günah değil mi!
Çözüm süreci denildi, bir dedikleri iki edilmedi, her şeye okey dendi. Apo’nun İmralı cezaevindeki rahatı ağada beyde yok. Peki ne oldu da son iki aydan bu yana o kadar polisimize, askerimize, sivil halkımıza kıydılar? Anaları, bebeleri, gelinleri ağlattılar?...
Ben bütün bu yapılanlara lanet okuyorum. Televizyonu kapattım dinlemiyorum. 1948’den bu yana her gün evime en az bir gazete girerken, artık gazete okumak istemiyorum. TV’de çığlıkları duyunca sekte-i kalpten öleceğim.
Yok arkadaş, senin için değil, seni düşünmeyeceğim amma kahraman mehmetçiği ve polisimi düşüneceğim, onlar için ağlayacağım.
Hiç kimse, yazımda art niyet aramasın. Teröristle masaya oturmadık, pazarlık yapmadık.
Devlet teröristle pazarlık yapmaz diyenler Oslo’da, Dolmabahçe’de yapılan pazarlıklar, Başbakan Yardımcısı sayın bakanın odasında yapılan görüşmeler pazarlık değil miydi? Pazarlıkları yapanlar iki aydan bu yana neredesiniz? Niçin çare aramıyorsunuz? Bizim içimiz yanıyor, kanıyor. PKK yol kesti, kimlik sordu, Garnizonda Türk bayrağını indirdi, doğudan çıkan petrolden pay istedi, üretilen elektrikten pay istedi; siz bunlara karşı hep sustunuz. PKK kendini arş-ı alada bulunmaz hint kumaşı sandı, azgın boğa gibi saldırdı …
Sevgili okurlar, İlköğretim Genel Müdürü, Köy Enstitülerinin fikir babası İsmail Hakkı Tonguç, dönemin Cumhurbaşkanına, 21 olan Köy Enstitülerinin sayısının 60’a çıkarılmasını teklif ve tavsiye ediyor. Kabul görmüyor. Keşke kabul edilip 60 olsaydı bu okulların sayısı. Doğu’daki eğitim ve öğretim noksanlığı giderilir, bu vatandaşlar da okul ve aile eğitimi almış olurlardı.
Bugün Güneydoğu Anadolu’daki anarşi, silahlı çatışma, Dağlıca’daki olaylar olmayacaktı. Çünkü bu eğitimi alan vatandaşlarımızın içi, aileye, vatana, millete, insanlığa karşı, insan ve tabiat sevgisi ile dolu olacak, eli silah tutan değil, eli kalem tutan, bilim insanları yetişecekti. Ve bu insanlarda sevgi, saygı, hürmet, acıma hisleri olacaktı. Ama bugün bunlarda bu his kaybolmuş, gözü dönmüş caniler haline gelmişlerdir.
Acaba suçlu kimdir?


