Reklam
Reklam

Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

İşte demokrasi hikayemiz ve Gül Kitabevi!

Reklam

Hayata Dair / Fikret ÇOBAN

Kaynaklara bakarsak, toplum olarak demokrasi sözüyle 1946 yılında tanışmışız.

Yönetim tarzı olarak, zihin olarak da hazır olmadığımız gibi dil olarak hazır olmadığımız için önce dimokrasi demişiz tutmamış, timukrasi demişiz o da tutmamış.

İşin gerçeği demokrasi bizim yönetim geleneğimize uymadığı gibi dilimize de uymamış.

Ama uydurulmuş, nasıl mı?

Beyaz at, kırat olmuş, sonra demir kırat olmuş, Demokrat olmuş, demokrat parti olmuş. Türkçesi demirkırat, Amerikancası demokrasi olmuş. İşin Amerikancası iki partili sistem demek!

Azınlığa, farklılığa, radikale yer yok yani.

Sonra bu sağ siyasetin ileri gelenleri, liderleri işin Amerikancasının tercümesi olan ‘yeter söz milletin’, ‘şimdi demokrasi zamanı’ gibi sözleri; darlıktan bıkmış, tek tip dayatmalardan bıkmış, milli şeflikten bıkmış toplum için bir süre ilaç gibi gelmiş. Ama maalesef çözülmeyen sorunlar sorun olarak kalmaya devam ettiği için, her iktidara gelen kendi iktidarını koruma sevdasına düşünce, işler o zaman da çığırından çıkmış.

Yeter söz milletin

memlekete demokrasi lazım

ve ileri demokrasi!

Geldiğimiz nokta aynı,

Latin Amerika’daki iç çatışmalarda sorunlar bizdeki gibi uzun süre çözülmeyince, can yakmaya devam edince, bir bilge insanın söylediği şu söz olmazı olduruvermiş:

''30 yıldır süren bir çatışma halâ sorun olarak kalıyorsa ve çözülmüyorsa, bilin ki o sorundan beslenen taraflar vardır.''

Ve bu söz, çözülmeyen o sorunu kısa sürede çözüvermiş.

Ben bu yaşa geldim, bir şey daha öğrendim, o da filozof Sokrates’in dediği gibi, "bir şey biliyorum o da hiç bir şey bilmediğim."

7 Haziran seçimlerinden sonra ortaya çıkan milli iradeye göre bir koalisyon hükümetinin kurulacağını beklerken geldiğimiz nokta, benim bir şey bilmediğimi gösteriyor. Öyle söylendiği gibi demokrasi bir oy değil, bir oyunmuş. Ama bu oyunu hep egemenler oynarsa bir sorun yok gibi, ama halk da oyuna dahil olmaya karar verirse işler karaşabilir!

Cumhriyet yazarı Mine Söğüt, "son bir aydır çok şey değişti ama esas bu toplumun sinir yapısı değişti" demişti.

Bizde demokrasi Amerika’dan ithal edilmiş bile olsa bu işin kuralı şu:

İktidara gelen herkesin istediği her şeyi yapabileceği bir demokrasi yoktur, öyle her istediğini yapamayacağı bir demokrasi vardır. Benim demokrasiden anladığım bu, belki o zaman demokrasinin d'sine kavuşmuş olacağız.

 

Gül Kitabevini yaktılar!

Çok okuyan bir toplum olmadığımızı istatistikler gösterip duruyor. Kitaplar marketlerde peçete kağıdı gibi raflarda duruyor. Avrupa’da kişi başına 8 gazete düşerken bizde 8 kişiye bir gazete düşüyor. Düşünmekten korkan, fikirlere tahammülü olmayan bir kültürel kodlanışımız var. Onun için hemen ayranımız kabarıveriyor. Sağı solu yakıp yıkıp duruyorz.

Oysa Namık Kemal ne demişti: "Fikirlerden korkmayın, fikirlerin çatışmasndan gerçeklik doğar."

Kırşehir'in tek kitapçısını kundaklayarak yaktık. Dünyaya rezil olduk. Bakalım Gül Kitabevi, anka kuşu gibi yeniden küllerinden doğacak mı?

 

Demlenmiş Sözler...

"Ya devlet yöneticileri filozoflar gibi düşünmeli

ya da filozoflar devlet yöneticisi olmalı"

PLATON

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?

error: Content is protected !!