

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ / kekocabas@gmail.com
“Biz dünyadan gider olduk/Kalanlara selam olsun/ Ama hep böyle gidecekse bu dünya/Kalanlara haram olsun.” Bedri Rahmi Eyüboğlu
Ülkemizin yüz akı şair ve ressamı Bedri Rahmi’nin yukarıdaki dizeleri, yaşamını “eşitlik, özgürlük, adalet ve aydınlanmaya” adayan bir aydının son yıllarındaki duygu dünyasını, umutsuzluğunu yansıtıyor. Eylül, umudun, okula, üniversiteye merhaba demenin ayıdır. 2015 Türkiye’sinde okul bu umudu üretiyor mu? Bedri Rahmi haklı mı?
14 Eylül 2015 pazartesi günü çalıştığım üniversite açıldı ve hocalıktaki 38. yıla merhaba dedik... Sabah üniversite koridorlarında yeni kayıt olan öğrenciler cıvıl, cıvıl, meraklı ve heyecanlılardı. Onları görünce 16 Eylül 1962’de Kavaklıdere İlkokulu’na başladığım günü anımsadım; üç numara traş, siyah önlük, beyaz yakalık ve boyuna geçirilmiş kocaman bir silgi, cepte de elma ve ayva... Ne güzel başlangıçtı o gün, okula başlamak aydınlığa merhaba demek, akla ve bilime, öğrenmeye, sanata, kültüre koşmaktı... Sonra 17 Eylül 1967 günü Ortaklar İlköğretmen Okulu’nda parasız yatılı, karma, laik, bilimsel eğitime merhaba dedik... Babamla beraber, elimde kocaman bir tahta bavulla okula çıkarken, bana bir bina göstererek "Bu binayı biz yaptık" demişti. 11 yaşındaydım, evden ayrılıyordum, üzgündüm ve o cümlenin anlamını, enstitüleri yıllar sonra anlamıştım... Adabelen’deki beş yıl; ilk gençlik yıllarımın en güzel günleri, Köy Enstitülerinden kalan rüzgar ile değişimi yaşamak; pamuk tarlaları, müzik, spor, 16 Mart-19 Mayıs kutlamaları, tarım alanları, işlikler ve kocaman bir değişim, insanlaşma senfonisi... Okul hep ilerici, okul hep insandan yana, gelişimden yana. Bireyin özgürlüğünü, yaratıcılığını, yeteneklerini geliştirdikçe "okul" oluyor... O yıllarda Kavaklıdere İlkokulu ve Adabelen “okuldu, eğitim cenneti”ydi... Sonra 1973-1977 üniversite yılları, olaylı, zor yıllar… Mezuniyetle beraber hayatın yoğun koşuşturmaları... Yıl 2015, bir eğitim derneğinin başkanı ve öğretim üyesi olarak Türkiye'de eğitimi düşünüyorum. Olumlu yanıtlarımız pek yok, ama umudumuz hep var...14 Eylül günü üniversite koridorlarında yeni üniversiteli öğrencilerimizin heyecanlı bakışlarını görünce bunları düşündüm.
Önce 2015 Türkiye eşitsizlik haritasına bakalım. 14 Eylül 2015 tarihli Milliyet gazetesinde Güngör Uras gelir dağılımındaki çarpıklıkla ilgili; “Türkiye’de en alt gelir grubundaki 7.5 milyon insan Bangladeş vatandaşı gibi tüketime para bulamıyor. En üst gelir dilimindeki 7.5 milyon kişi ise İsviçre vatandaşı rahatlığında tüketiyor.” yorumunu yapıyordu. Uras’a göre 75 milyonluk ülke nüfusunun en yoksullarından oluşan yüzde 10’luk nüfus dilimindeki 7.5 milyon insan, toplam gelirin yüzde 2.5’unu alırken, en tepedeki 7.5 milyon insan gelirin yüzde 29.7’sine sahipti. 2015 Türkiye gelir dağılımı tablosu buydu.
Şimdiye değin tüm yazılarımızda AKP iktidarında eğitimdeki dinselleştirme çabalarına ifade ederek, nitelik kaybının altında bu yanlış politikaların olduğunu işaret etmiştik. Geçen haftalarda iktidar partisinden özeleştiri yapar gibi bir açıklama geldi. AKP’nin kurucularından gazeteci Ayşe Böhürler’in, medyaya yaptığı bir açıklamada, AKP’deki kırılma noktasını: “CV’sinde imam hatip mezunu olduğunu gördüğümüz için birini bir göreve getirdiğimiz zaman kaybetmeye başladık.” şeklinde çarpıcı açıklaması vardı. Bu açıklamayla; uzmanlığa önem ve değer vermeyen, İmam Hatip Lisesi diplomasını kamuda işe girmek için bir bonservis işlevi olarak görmenin yanlışlığına işaret ediliyordu. Son yıllarda okullardaki 100 öğrenciden 12’si İmam Hatipli olmuştu ve bu yıl İlahiyat Fakültelerine yaklaşık 20 bin öğrenci alınmıştı. Siyasal iktidarın da eğitime sadece İmam Hatip penceresinden bakma yanlışlığını sürdürürken içeriden gelen bu farklı ses anlamlıydı.
Sabancı Üniversitesi Eğitim Reformu Girişimi'nin (ERG)’nin geçen hafta bir değerlendirme raporu yayımlandı. Açıklanan rapora göre ülke genelinde derslik başına öğrenci sayısı 34'e inerken, bu sayı Güneydoğu’da 42 ve İstanbul’da 44 idi. Sayı geçen yıla göre düşmesine rağmen bölgesel eşitsizlikler devam ediyor. ERG raporuna göre, anaokullarındaki öğrenci sayısında artış hızı bir önceki yıl yüzde 11 iken, bu yıl yüzde 21’e yükseldi. Özel anaokulu sayısı yüzde 16 oranında, resmi anaokulu sayısı yüzde 8 oranında arttı. Eğitimde eşitsizliğin önemli bir bölümünün çalışan çocuklar gerçeği olduğu raporda öne çıkmakta ve tarım işçisi 2 çocuktan 1’inin okulu bıraktığı anlaşılmaktadır. Mevsimlik tarım işçisi olan 18 yaş altı çocukların yüzde 50'sinin okullarını terk ettiği ve okula devam edenlerin yüzde 57'sinin de düzenli okula gitmediğinin saptandığı raporda, okula gittiği halde, ev işi dahil çeşitli işlerde çalıştırılan çocuk sayısı 7 milyon olarak açıklanırken, çalıştırılan çocukların eğitimi terk oranı ise yüzde 21 olarak verildi. 2013-2014 yılında eğitim ve öğretimden erken ayrılma oranının yüzde 38,2 gibi yüksek bir rakama sahip. Ortaokul ve lise sayısının yetersizliği, çoğu okulun imam hatip okullarına dönüşümü, çocuk yaştaki evlilikler eğitim sürecinden kopuşu hızlandırmaktadır. Yine açıklanan rapora göre okulların çoğunun kütüphanesiz, spor salonsuz olduğu görülmektedir. Raporlara göre özel okullarda okuyan öğrenci sayısının artması da dikkat çekicidir.
Türkiye yaklaşık 20 milyon öğrenci ve 900 bin öğretmen ile yeni bir eğitim-öğretim yılına giriyor. Türkiye, bir yandan terör ile uğraşırken 1 Kasım’da da erken genel seçimlere gidiyor. Tüm bu kaotik süreçte ışığı, aydınlığı aramak, laik, demokratik, bilimsel ve nitelikli eğitimi talep etmek, eğitimdeki adaletsizlik ve eşitsizlikleri itiraz etmek, eğitimin bir insanlık hakkı olduğu gerçeğini haykırmak boynumuzun borcu. Tüm bu sıkıntılar arasında 100 yaşına merhaba diyen ülkemizin bilge tarihçisi Halil İnalcık geçen hafta “Sıkıntılı bir devir yaşıyoruz ama geçecektir. Tarihimizde de bu dalgalanmalar oldu. Bu memlekete ve geleceğine güvenerek çok çalışmalı. Esas mesele fikir zenginliğidir. 1500 yıllık bir tarihimiz var. Canımızla, başımızla bu büyüklüğü devam ettirmeliyiz. Pesimistlik korkaklıktır” diyerek umudu yeşerten açıklamalar yaptı.
Bu umutla iyi bayramlar diliyorum ve öğrencilerimize, öğretmenlerimize başarılar diliyorum ve Bedri Rahmi’yi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.


