Reklam
Reklam

Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

Dersimiz: ‘Kent Konseyi’..

Reklam

soru/yorum - A. Kemal KAŞKAR –

Konumuz/sorunumuz ya da ‘dersimiz’ neydi?

‘Toplumsal olaylara polis müdahaleleri’ mi?

Toplumsal olaylara polis müdahalelerinden hangisinin yanlış-uygunsuz, hangisinin doğru-uygun olduğu mu?

Yoksa, ‘Kent ve Ülke Yönetim Biçimimiz’ mi?

Sevgili kentlerimizin ve çok sevgili ülkemizin, ‘ben yaptım oldu keyfiliği’ ile yönetilmesine karşı ‘katılımcı-demokratik-özgürlükçü bir yaşam modeli’nin uygulanmasına ilişkin yeni açılımlar sağlanabilip sağlanamayacağı mı?

Toplumumuzca, ‘Demokratik Katılım’ için bir bakıma ‘staj olarak’ yararlanılması-değerlendirilmesi gereken Kent Konseylerinin, İstanbul Taksim Gezi Parkı Direnişiyle birlikte -kabak gibi- ortaya çıkan çooook büyük yönetim zaafiyetimize, içtenlikli çare arayışında, önemli bir tartışma ekseni-kanalı olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bunu, Milas Kent Konseyi Genel Sekreteri olarak, yaşadıklarımızdan almamız gereken mesajların gereği dile getirmek istedim.

Geçen ayın sonundan bu yana, bu büyük sorunumuzun ‘Doğru Kent-Ülke Yönetimi’ cephesinden bir türlü niye tartışılmadığına (yakalayamadığım-kaçırdığım çabalar olabilir elbette, o nedenle ‘niye tartışılmadığına’ ifademi ‘niye yeterince tartışılmadığına’ diye değiştirebilirim hemen) işaret etmek istedim.

Bu çerçevede, Milas Kent Koseyi Yürütme Kurulu’nun, 6 Haziran 2013 tarihli toplantısında, şu metnin kamuoyu ile paylaşılması kararına önayak oldum:

Milas Kent Konseyi Yürütme Kurulu;

Ülkemizde son on günde yaşananların kaynağına ilişkin yaptığı değerlendirmede;

Taksim Platformu’nun talepleri üzerinden Halkın demokratik tepkisinin yanında olduğunu belirterek, Polis şiddetinin durdurulmasını istedi.

Milas Kent Konseyi Yürütme Kurulu, değerlendirmesinde;

Kent ve ülke yönetiminde katılımcı demokratik modelin önemine ve bu anlamda Kent Konseyleri ve başkaca katılım kanallarının hep canlı tutulması, tıkanmaması ve halkımızın, bu yolla kentlerimizin ve ülkemizin geleceğine sahip çıkmasının ve yöneticilerin de toplumda kutuplaşma yaratan söylemlerden uzak durmasının önemine dikkat çekti.

Bu vesileyle ayrıca, önemli bir belge olduğunu düşündüğüm ve yaklaşık iki yıl önce, Türkiye Kent Konseyleri Platformu’nun bir buluşmasında Çankaya Kent Konseyi’nce hazırlanıp sunulmuş olan "Kent Konseyi Manifestosu"nu, kendimce düzenleyerek, paylaşmak istedim..

 

KENT KONSEYİ MANİFESTOSU-

Kent Konseylerinin, kentli topluluğun yurttaşlık bilincini arttırmada etkin rol üstlenebilecek kurumsal, örgütsel ve düşünsel yükümlülüğü bulunmaktadır.

Kent Konseylerinin savunduğu değerler, kent hakkı ve toplumsal bir kent düşüncesini üretip yaygınlaştırmayı destekler.

Kent Konseyi, kentlilerin kente sahip çıkabilme araçlarının geliştirilmesine uygun bir temsil mekanizmasıdır.

Buna ek olarak, kentteki yurttaşların kentsel politikaların belirlenmesindeki rolünü artırmaya yönelik çalışmalar yapar ve bu yöndeki girişimleri destekler. Kentlilerin, kentsel politikayı belirlemelerinde ve kent haklarını elde etmesinde öncü bir role sahiptir.

Kent Konseyi, temsil ettiği yerelin kendine özgü değerlerini, hem de evrensel düzeyde kabul görmüş yurttaşlık anlayışı ve kent hakkının savunuculuğunu yapar.

Kent Konseyi, sadece fiziksel bir mekan olarak algılanan kentin sosyal bir kent haline de dönüştürülmesi için sosyal, siyasal ve ekonomik bir anlayışın geliştirilmesine katkı sağlar. Konseye göre ‘sosyal kent’, kentlilerin gereksinimlerinin ticarileştirilmeden kullanım değeri kapsamında karşılanabildiği, sosyo-politik ve sosyo-ekonomik bir yaşam alanıdır.

Aynı zamanda ‘sosyal kent’, toplumsal düzeyde barınmanın, ulaşımın, dinlenmenin, çalışmanın dolayısıyla yaşanabilirliğin uygun ortam ve koşullarının sağlandığı bireysel değil kolektif bir yaşam alanıdır. Bu nedenle de ‘sosyal kent’, özünde bireyci değer ve düşüncelerin değil toplumcu bir anlayışın eseri olmalıdır.

Kısaca, Kent Konseyi, parçası olduğu kentli topluluğun sosyal kenti oluşturmaya yönelik girişim ve çabalarını sosyal taleplere dönüştüren kurumsal bir araç olduğu sürece meşruluğunu korur.

Kent Konseyi, sorumlu olduğu kenti ve kentlileri aşağıda yer alan anlayış ve ilkeler çerçevesinde değerlendirir.

- Kent, öncelikle o kentte yaşayan kentlilerindir. Kent Konseyi, bu aidiyet ve kente sahip çıkma duygusunu üreten bir mekanizmadır. Kente sahip çıkma bilincinin temelinde kentliler arasında dayanışma duygusunun geliştirilmesi yer almaktadır. Kent Konseyi, parçası olduğu kentli topluluğun dayanışma duygularının geliştirilmesinde etkin bir rol üstlenir.

- Kentli topluluk, çevreye yerel ve dünyasal olarak duyarlı olmalıdır. Bu, sürdürülebilirlik anlayışını benimsemeyle sağlanabilir. Kente yönelik üretilecek kentsel politikaların da çevre ve sağlığa duyarlı sürdürülebilir nitelikte olması gerekir. Kent Konseyi, bu politikaların sürdürülebilirlik açsından izleyicisi olacaktır.

- Kentli topluluk, kentsel sorunların belirlenmesi ve çözümünde kilit rol oynar. Kent Konseyi, sorumlu, aktif ve bilgili kentlilerin varlığı ve bu kentlilerin soruna sahip çıkmalarını ve sorunun çözümünün bir parçası olmalarını destekler.

- Kentin insan boyutunu önceleyen, ranta dayalı azman kentleşmeyi dışlayan Kent Konseyi, kentleşme ve fiziksel uygulamalara yönelik politikaların belirleyicisi ve bu politikalar doğrultusunda kararların alınmasının yönlendiricisi ve takipçisidir.

- Kent Konseyi, yukarıda sayılan tüm bu çalışmaları yaparken mevcut çalışmaları inceler, araştırır, kentlinin taleplerini dikkate alır ve gerekli tüm kurum ve kuruluşlarla işbirliği içerisinde çalışmaların yürütülmesini benimser.

...

İşte meselemiz budur arkadaşlar.

Cumhurbaşkanından valisine, valisinden kolluk kurumlarının tüm yöneticilerine kadar tüm devlet yetkililerini; üçüncü haftasına girmiş bulunduğumuz halk hareketine karşı, ‘en doğru-en uygun polis müdahalesi arayışları’nı hemen bir yana bırakmaya ve ülkecek, gerçek meselemiz olan ‘yönetime halk katılımı’na odaklanmaya davet ediyorum. Çünkü, meselenin bu bakımdan ele alınmasıyladır ki, polis müdahalesinin herhangi bir anlamı (ve elbette gereği) kalmaz, dolayısıyla hiçbir polis müdahalesi ‘doğru-uygun’ olamaz..

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?

error: Content is protected !!