

Cafer METE / Emekli Halk Eğitimi Merkezi Müdürü
İnsanların gururu ile oynamayın, dini siyasete alet etmeyin, bel altı vurmayın.
Sevgili halkım; öğretmen olarak çalıştık, sizlerin problemlerini elimizden geldiği ve bilgimizin olduğu kadar sizlere yardımcı olmaya gayret ettik. Vatandaşın sorduğu sorular arasında çeşitli konular vardı amma şahsen ben üç soruya cevap vermezdim. İsrar ettikleri zaman, kendilerine "çizmeyi aşmayalım, din, askerlik ve adalet konularında bilgim yok" diye kendilerine yanıt verirdim. Çünkü yanlış bir bilgi vermekten kaçınırdım.
Bir kişi başka birinin malına, canına kast etme, ırzına tecavüz, hırsızlık, yolsuzluk yapsa veya şahsa iftira atsa adaletin mutlaka tecelli edeceğine inancım sonsuzdu.
Askerimizin vatanı koruyacağına inancım, güvencim sonsuzdu. Yine sonsuz amma, çeşitli iftira, kampanyalarla askerin onuru, gururu kırıldı. Asker yaralandı, hevesi kalmadı. Eskiden bir manga asker görsek alkışlar ve biz de asker olup o elbiseyi giymek isterdik. Her gencin gönlünde subay olmak yatardı, bugün bu hevesi göremiyorum.
Dini konularda, haram, yolsuzluk, itham, iftira, hırsızlık, kadın dövme, öldürme, cinayet, başkasının malına, canına, ırzına hakaret etmek, gasp etmek, bizim dinimizde haram ve yasaktır. Amma 17 ve 25 Aralık yolsuzluk iddialarını görüyoruz, yine Deniz Feneri yolsuzluğu. Almanya asıl suçlular Türkiye’de diyor, klasörler halinde dosya ve deliller verildi. Ne oldu? Hakimler, savcılar görevden alındı, mahkeme uzadıkça uzadı, en sonunda zaman aşımına uğradı, affedildi gitti... Şimdi devlet tazminat ödeyecek.
Bu bana göre ne adalete, ne de dini kurallarımıza uygun mu acaba diyorum. Buna sizler cevap verin sevgili halkım. Herşeye öğretmen cevap vermez.
Din, adalet ve askerlik hiç bir zaman kişilerin baskısı ile yürümez, hepsinin kuralları vardır. Din adamının, hak hukuka ve mukaddes kitabımıza uygun olarak halka öğretmesi, vicdanî ve ahlaki görevidir.
Adalet ise, terazi gibi bir şeydir. Bir gün bir hakim yanlış karar verirse onun vicdan azabını yıllarca çeker. Yargı, kanun, nizam ve vicdanına göre karar verir. Onun için dine, adalete, askerliğe karışmak bence işgüzarlıktır. Yargıya karışmak, müdahale etmek, hatta karar vermekte geç bile kaldılar demek, onlara sözlü bile olsa müdahale etmek, halkta güveni azaltır.
Şahsen ben bir haksızlığa uğrasam, mutlaka bu haksız ve çirkin itham ve iftirayı adalet çözer inancındayım. Amma bazen olmuyor, Deniz Feneri olayı, içte ve dışta itibarımızı ve güvenimizi sarsmıştır.
Acaba bu kabahat kimin kardeşim? Çocuğun işsiz, kendin avare avare geziyorsun, aldığın ücret yetmiyor, açım, işsizim diyorsun, sızlanıyor ve dert yanıyorsun. Sorarım, oyunu 7 Haziran’da nereye vereceksin? Verdiğin yanıt: 13 yıldan bu yana hiç bir şey vermeyen, işsizliği önleyemeyen, hayat pahallığını ve enflasyonu önleyemeyen AKP’ye vereceğim, çünkü onlar Müslüman insanlar, diyene ben ne diyeyim?
Ben de kendisine; çektiğin acıların, işsiz kalmanın, ezilmenin sebebi, Nazım Hikmet’in dediği gibi;
"Kabahat senin
Demeye de dilim varmıyor ama,
Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim" diyorum.
Sevgili halkım; 1946 seçimleri dahil, bugüne kadar yapılan bütün seçimleri izledim. 1950-1960 arası CHP-DP kavgalarını, 1970-1980 arası yaşananları, seçim propagandalarını ve partilerin seçim beyannamelerini ve iktidara gelince neler yapacaklarını, icraatlarını yazılı basından ve radyodan izledim.
Partiler, seçimde birbirlerinin açıklarını, yanlışlarını halka anlatırlar, birbirlerini yerden yere vurarlardı. Amma belden aşağı vuruş olduğunu ne gördüm, ne de duydum. Fakat 2010’da Deniz Baykal’a kaset olayını, 2011’de MHP’ye kaset olayını yaşadık. Sayın Baykal CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa etti. 2011’de MHP milletvekili adayları çekildi. Bunlar partilerine zarar gelmesin diye çekildiler, yoksa suçlu oldukları için değil.
2015 genel seçimlerine az bir zaman kala MHP İstanbul Milletvekili Adayı, Meclis Başkan Vekili Sayın Meral Akşener hanımefendiye yapılan çirkin iftiraya ne demeli?
Sevgili halkım; şahsen ben bu iddialara inanmıyorum. Aşağılama ve şantaj olarak görüyorum. Sayın Baykal’ın kaseti ispat edilemediği gibi, Sayın Akşener’inki de ispat edilemeyecektir.
Sevgili partililer: seçimi kaybedebilirsiniz, amma şeref ve şanla, kimseye iftirada, isnatta bulunmadan ve haysiyetini lekelemeden kaybedin. Hele bir partinin yıllarca genel başkanlığını yapmış şahsa bu yapılırsa, meclis başkan vekiline bu yapılırsa, diğer şahıslara neler yapılır kimbilir? Bir seçim kazanma uğruna benliğimizi kaybetmeyelim. Sonra bakıyorum, kasetler tam seçim zamanında çıkıyor, daha önce nerede idiniz? Bunun yalan olduğu belli değil midir? Çamur at izi kalsın derseniz bir gün size de çamur atarlar.
Adalet ve Kalkınma Partisi: güçlü Türkiye, kalkınan Türkiye propagandası yaparak muhalefet partilerine ve genel başkanlarına karşı bir kampanya açmıştır ve oy almaya çalışmaktadır. Muhalefet partileri bilhassa CHP, seçim beyannamesinde açıkça ifade ettiği gibi iktidara gelince halkı düşünen, halkın kalkınması, işsizliği önleyici ve halkı huzura kavuşturucu bir seçim beyannamesi ile halktan oy istemektedir.
AKP ne diyor: onlar konuşur AKP yapar. Peki 13 yılda hangi fabrikayı, barajı, limanı, tesisi yaptınız? İşsizliği yoksulluğu mu önlediniz? Çiftçiye mazotu 4,5 TL’den verdiniz amma gemiciklere bir liradan vermediniz mi? Mazot, gübre, tohumlukta devlet desteği verdiniz mi? Dışardan kavun, karpuz, patates, et ithal etmediniz mi? Hani; memur, işçi, çiftçi, emekli için ne yaptınız?
Muhalefet partileri tarafından yapılan tesisleri sattınız, parası ile hangi fabrikaları yaptınız? İktidarda kalırsanız ne yapacaksınız? Allah rızası için bir tek cümle olmadığı gibi vaatleriniz de bir kelime dahi yok. Muhalefet partilerine soruyorsunuz; Menderes asılırken siz nerede idiniz diye? Peki siz 1980 darbesinde nerede idiniz?
Sayın Başbakan; lütfen iktidar partisi olarak sizlerin daha çok hoşgörülü olmanız gerekirken, muhalefet parti ve genel başkanlarına karşı suçlamayı, karalamayı, bel altı vurmaları bırakın, halkı bölmeye değil bütünleştirmeye doğru gidiniz.
Memur, işçi, köylü, çiftçiyi, boş gezen üniversiteliyi, işsiz gençlerin ana baba eline bakmalarını önleyiniz. Onlara iş sahaları açınız, tarımı destekleyin, hayvancılığa önem verin. Dışardan et ve saman almaya kalktınız, bu mu güçlü Türkiye?
Sonuç olarak, partiler seçimi kazanıp iktidar olunca neler yapacaklarını halka toplantı ve mitinglerle anlatırlar ve seçimi kazanırsa vaatlerini uygularlar...
Partiler; söylev ve demeçlerinde hiç kimseyi inançlarından ve siyasi görüşlerinden dolayı vatan haini, bölücü, kavgacı vs. diye ötelemez, bölücü konuşmalar yapamazlar.
Bakıyorum; AKP sözcüleri, CHP, MHP, HDP’yi paralel yapı ile işbirliği içindeler diye itham ediyor ve suçluyor. CHP’nin kurucusu, ebedi şefimiz Mustafa Kemal Atatürk’tür. CHP hiçbir zaman paralel yapının içine girmez ve girmeyecektir. Paralel yapının oluşmasına, din bezirganlığına asla izin vermez. Amma CHP; dinine, imanına, kitabına, Peygamberine bağlıdır. Aydın din adamları, Atatürkçüler CHP saflarındadır. CHP dini siyasete alet etmez.
Şimdi bir soru sormak gerekiyor; 13 yıldan bu yana iktidarsınız, paralel yapı sizin döneminizde palazlanmadı mı? Hani dışişleri bakanı iken Sayın Abdullah Gül ülkedeki elçiliklerimize, dış ülkede açılan cemaat okullarına müzahir olunmasını isteyen genelgeyi göndermedi mi? Yoksa o genelgeyi Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı mı gönderdi? Sayın AKP’liler, kendiniz bütün devlet dairelerine cemaat yanlılarını yerleştirmediniz mi?


