- Makaleyi Paylaş
- Facebook'ta Paylaş
- Twitter'da Paylaş
- 28 June 2016, Tuesday 19:56
- 4052 kez okundu
Hayata Dair / Fikret ÇOBAN
Ne kaldı geriye? Sosyal olandan, biraz olsun vicdani olandan ne kaldı geriye?
Sosyal devlet mi, sosyal belediyecilik mi, sosyal güvencelerimiz mi, sosyal adalet mi, eğitim mi, doğa mı, ne kaldı geriye?
Bu sıcaklarda bu sıcak konular gider mi, okunur mu, okuyan beni anlar mı?
Sosyal olanın, sosyalizmin güç olarak yeryüzünde etkisizleştirilmesiyle; Marks’ın deyimiyle söylersek: “Toplumcu sistemler çözülünce toplumsal olan her şey buharlaşır”.
Onun yerine doğrudan siyaset erkleri ve onların siyasi yapıları aracılığı ile devreye sokulan yardımlar, sadaka kültürü ve sonucunda sorgusuz biat ortaya çıkıyor.
Oysa bizim istediğimiz “aslolan yoksullara yardım değil yoksulluğun ortadan kaldırılması” sözü de tüttürü olarak kalıyor.
Yani işin gerçeği, toplumla ilişkiniz ganimet üzerinden gelişmiyorsa sizin büyüme şansınız yok.
Siyaset, topluma direk ganimeti paylaşma üzerinden giderse kalabalık bir kitleye dönüşür. Ve kimse bu nerden geliyor, bunun doğru olanı bu mu, diye sormaz? Pastanın paylaşımına bakar, cebine girene bakar.
Dolaysıyla böyle bir ganimeti paylaşmak için herkes kendine göre safını belirler.
En yoksulundan en varsılına kadar herkes kendi payına düşene bakar.
Ve bu halka halka birbirine eklenen kalabalıklar o iktidar dediğmiz aygıtı ortaya çıkarır.
Bu kalabalıklar, işin büyüsü bozuluncaya kadar o ganimetin çemberinde durur.
Peki biz ganimet olarak topluma ne sunuyoruz, ne vaat ediyoruz.
‘Özgür gelecek, güzel günler’ bizim ganimetimiz de bu.
Doğru olan da bu ama.
Sosyal olan çözülünce, dayanışma, imece gibi duygular değer kaybına uğrayınca; “kazanmak, ne pahasına olursa kazanmak, ama yalnız kazanmak” bireyciliği yükselen değerse sizin alıcınız olmaz ki!
Uzatmadan, gerçek şu: Sosyal olan, toplumcu olan görüşler, felsefeler, uygulamalar kapitalizmin tekliği karşısında moral üstünlüğünü ve gücünü yavaş yavaş kaybetti. Özgür gelecek gibi, eşitlik-adalet gibi sosyal içerikli değerler bireyselliğin ve paranın hakimiyeti karşısında değer kaybetti, geriledi.
Bu yanlış olduğu için değil, kendilerini yenileyip, üretip geliştiremedikleri için bu durum kaçınılmaz oldu.
Robin Hanhel’in ‘iktisadi adalet ve demokrasi’ kitabı bu durumu daha güzel açıklıyor. Bu kitap diyor ki, bütün yanlışlardan sonra, acılardan sonar, bari bundan sonra şu yanlışları yapmayalım artık diyor Robin Hanhel:
21’inci yüzyılın devamında özgürlükçü siyasal anlayışlar, evrensel hukuk ve insan hakları temelli sosyal demokrasinin ve diğer toplumsal-sınıfsal hareketlerin ister istemez birlikte olacaklarını ve bunun tercih meselesi değil hayat meselesi olduğunun altını çiziyor.
Çok geniş bir toplumsal buluşma zemini sunuyor bize.
“Sosyalizmin başarısızlığı onun felsefesinden değil ekonomik paylaşımından, demokrasi zayıflığından, öngörüsüzlüğünden kaynaklandı” şeklinde anlatıyor.
Demek ki; demokrasiyi, iktisadi paylaşımı, özgürlükçü siyasal yaklaşımları ıskalamayan bir sosyalizmin tekrar gelecek oluşturma şansı var, kapitalist sömürünün hakimiyeti karşısında sosyal olanın yeniden hayatımıza girme şansı var gibi geliyor bana.
Korku, hırs, iktidar kaygısı gibi ‘ben düşünceleri’nden kurtuldukça insan özgürleşecek ve özgürleşen insanın talepleri diğer toplumsal hareketlerle sınfsal olarak buluşacak, çünkü hayat bunu gerektirecek.
Demlenmiş sözler ...
Kapitalizm kendi mezarını kazmıyor artık. Tam tersi mezarımızı kazmak için kullanacağımız, kürek ve kazmaları bile bize nasıl pahalı satacağını düşünüyor.
Robin Hanhel
-
28.05.2024 Siz Hiç Siyah Kuğu Gördünüz mü ?
-
10.01.2024 Şiir başka şaire git !
-
28.12.2021 Vahşi olan doğa değil kapitalizmdir !
-
19.05.2021 DİKKAT : ORMANSIZLAŞTIRMA !
-
09.06.2020 Yasaklarla Yaşam! ve Oruç Aruoba ...
-
12.05.2020 Korona günlerinde ortaya karışık bir yazı ...
-
30.04.2020 Sürü Bağışıklığı ve Toprağın Tuzu
-
21.04.2020 Veba , kolera, kuşpalazı , boğmaca, korona filan...
-
20.04.2020 Ne şeysin sen virüs!
-
31.03.2020 Hapissek; aklımız göçebedir !
-
24.03.2020 İçi boş bir zırh : Devletler !
-
17.03.2020 Komşumuz Dünya !
-
10.03.2020 Haberleri Kullanma Kılavuzu !
-
03.03.2020 Ey yağmur bulutu...
-
25.02.2020 Çiçek açmış badem ağaçları ...
-
18.02.2020 Açların Gözbebekleri !
-
12.02.2020 Çaya şiir koy da içelim !
-
06.05.2019 Delikanlım iyi bak yıldızlara ...
-
16.04.2019 Bu Efsane Okullara Biz de Bir Selam Uçuralım ...
-
26.03.2019 Hepimiz o aletin kölesi olduk!
-
18.03.2019 Şiir başka şaire git...
-
12.03.2019 Öğrenmenin özgürlüğü !
-
25.02.2019 Okumuş bir işçi gibi soralım!
-
29.01.2019 Makyavelist Siyaset !
-
15.01.2019 Seçim mi geçim mi ?
-
18.12.2018 Hatıralar benim hallerimdir...
-
11.12.2018 Sarı Yelekliler; işçi sınıfına dahil değil mi !
-
04.12.2018 Nasıl gitmek bu !
-
05.06.2018 Memleket toprağındadır kökü
-
08.05.2018 “O mahur beste çalar ‘müjgan’la ben ağlaşırız!”
-
01.05.2018 Hangi sistem demokrasiye uygun: Başkanlık mı,Parlamenter sistem mi?
-
10.04.2018 Nereden geliyorsun?
-
03.04.2018 Dünya bir sahnedir !
-
20.03.2018 Banker Kastelli’den İnek Bank’a aldatılmış olmak !
-
06.03.2018 Hayatı şiirle sevmek!
-
27.02.2018 “Beyaz adam; beyaz betonun yenmeyeceğini ne zaman anlayacaksın!”
-
20.02.2018 Kendi çağında yaşa, ama onun tutsağı olma!
-
14.02.2018 ‘İhtiyaçlar’ sıralamamızı kim belirliyor!
-
30.01.2018 Ey Yağmur Bulutu, ‘Onlara sen anlat, savaş kötüdür!’ de
-
23.01.2018 En doğru ben değilim!
-
16.01.2018 Sen ne fena çocuksun !
-
09.01.2018 Devrimci geçmişlerimiz için!
-
26.12.2017 Değişirken değişmemek!
-
12.12.2017 Bir Şiirdir Şehr-i Kudüs!
-
28.11.2017 Serkan Öğretmen’in Kitap Listesi!..
-
21.11.2017 Yazı bir işe yaramalı!
-
14.11.2017 Yazsan ne yazacaksın?
-
07.11.2017 “TEOG MEOG”, bu işin sonu yok!
-
31.10.2017 Dün, Takvimde Biter
-
17.10.2017 Ahlat ağacının kokusu ...
-
10.10.2017 İnsan vefasızdır!
-
03.10.2017 Ne olacak bu çocukların hali?
-
25.04.2017 İnsan Hafızası Biriktirir!
-
04.04.2017 Seçilme yaşı 18’e inecek mi bilmem ama !...
-
28.03.2017 Böyle yazılar yazmak hüzün veriyor!
-
21.03.2017 Referanduma giderken
-
14.03.2017 Kederliyim!
-
07.03.2017 Günler geçiyor ama aynı değil!
-
28.02.2017 Kalbiniz acır işte!
-
21.02.2017 ‘’Bozuk Adalet!”
-
14.02.2017 Sen ne diyorsun!
-
07.02.2017 Trump Gelir Trump Gider!
-
31.01.2017 İnsanın Adalet Terazisi!
-
24.01.2017 Hayat alabildiğine aydınlık!
-
17.01.2017 Kırbaç! *
-
10.01.2017 İnsan ve Robotlaşan insan !
-
03.01.2017 Kötülük bu!
-
27.12.2016 Şiir ‘kötülüğü’ yensin!!
-
20.12.2016 Haberler ne haber !
-
06.12.2016 Çocukları koruyamıyorsan kendinden söz etme!
-
29.11.2016 Havana sokaklarında Nazım ve Fidel!
-
22.11.2016 ‘Dostyevskinin köpeği’!
-
15.11.2016 Ağacın içinde saklanan kuşların gözleri!
-
08.11.2016 Öğrenmenin özgürlüğü!
-
25.10.2016 Özal’dan bugüne başkanlık tartışmaları!
-
18.10.2016 Devlet, ele geçirilecek bir şey midir?
-
11.10.2016 Kalbimi elime alıp üzüm gibi ezesim geliyor !
-
04.10.2016 “Her şey naylondandı o kadar!”
-
27.09.2016 “Çöl kimseyi sevmiyordu!” (Milas Lisesi mezunu bir yazardan ...)
-
20.09.2016 Şöhret dünyasının politik yakışıklısına veda!
-
06.09.2016 Ruhumuza yapışan kirler!
-
12.07.2016 Suriyeli Göçmenler ve Irkçılık sorunu!
-
21.06.2016 Liseli Gençleri anlamak!
-
14.06.2016 Muşlu Ezgi’nin TEOG başarısı!
-
07.06.2016 Bilim Gereksizdir (!)
-
31.05.2016 Siz hiç ‘Siyah Kuğu’ gördünüz mü?
-
24.05.2016 Yalnızlık çoğaltıyor beni!
-
17.05.2016 Nerde kaldı bu demokrasi?
-
10.05.2016 Mor Kındıralar Solmuş! *
-
03.05.2016 Aşil’in Topuğu ve Kanlı Pazar!
-
26.04.2016 Kitap mı Tablet mi?
-
19.04.2016 17 Nisan Gurbet Bayramı!
-
12.04.2016 Eleştirel düşünme(me)k!
-
05.04.2016 Kürk Mantolu Madonna ve Sabahattin Ali
-
29.03.2016 Ömür çoğaltmak!
-
22.03.2016 “Memleket isterim”!
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.