Reklam
Reklam

Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

Reklam

Bafa’nın geçmişinde kalan bir gelenek: Çam Kırma

Reklam

Bazen… / Hüseyin Avni KUNDURACIOĞLU

Osmanlı döneminde yerleşim yerlerinin isimlerinin değiştirildiğini tarih kitapları yazsa da, Cumhuriyet ile birlikte bu değiştirmelerin daha sıklıkla yapıldığı aşikardır. Kaynaklar, 15 bin civarında yerleşim yerinin isminin değiştirildiğini yazıyor. Gerekçelerini tahmin ettiğimiz, daha doğrusu bildiğimiz bu değiştirmelerden, yöremizdeki bazı yerleşim yerleri de payına düşeni almıştır.

Örneğin Burnak'ın Akçalı'ya, Tekfundere'nin Ekindere'ye, Kerme'nin Ören'e, Varvil'in Dörttepe'ye, Asunkurin'in Kıyıkışlacık'a, Germeyeni'nin Bağdamları'na değiştirilmiş olması bunlardan bazılarıdır.

Bir başka örneklemeyle Mandalya'nın (Mandelat) Selimeye'ye dönüşmesinden çok sonra; Mersenet Pınarcık'a, Bafa ise Çamiçi'ne dönüşecektir. Gerçi 'çamiçi 'sözcüğünün Bafa'nın üzerinde eğreti durduğu fark edilerek geri adım atılmış ve Bafa öz kimliğine kavuşarak yine Bafa olmuştur. Bu çok doğru karara rağmen yerleşim yerlerine isim bulma / koyma yetkisinde olanların, Bafa'ya, 'çamların içinde' anlamına gelen, Çamiçi'ni uygun görmesi hoştur. Gerçi bu hoşluk durup dururken değildir elbet. Her ne kadar günümüzde Bafa eskisi kadar çam ağaçları ile iç içe olmaktan uzaksa da, çam ağaçlarının bu yerleşimin konumunu belirlediği yıllar vardır geçmişinde. Geçmiş yıllarda Bafa yöresinin Koca Orman olarak adlandırıldığı düşünüldüğünde, çam ağaçlarının köyün içine kadar geldiğini tahmin etmek zor değil. Ne yazık ki, mülkiyetçiliğin doğurduğu zeytinlik açma sevdası, bu güzelim ormanları geçmişte bırakmış. Buna rağmen, Milas-İzmir karayolu üzerinde bulunan Bafa Tüneli'nden itibaren bu coğrafyanın azımsanmayacak ormanlık alana sahip olduğu görülür.

Çam ağaçları ile bu kadar iç içe olan bir yaşam alanında, ağacın yaşam biçimini ya da geleneklerini etkilememesi mümkün değildir.

Bafa'nın 'çam kırma' geleneği de böylesine bir içiçeliğin sonucunda ortaya çıkmış olabilir.

Olasılıkla "çam kırma" deyimiyle ilk kez karşılaştınız.

Annem genç kızlığını Bafa'da yaşamış olduğu için biliyorum ben. Benzeri konular açıldığında, yıllar önce Bafa'da yaşadığı bu gelenekten söz eder. Hatta yöremiz geleneklerine olan düşkünlüğümü bildiğinden, her anımsadığında, 'çam kırma'yı da yazmalısın der, ben de her seferinde ertelerdim. Galiba tanık olmadığım bir süreci aktarmanın ürküntüsünü yaşardım.

Sanırım sırası geldi.

Bafa'nın düğünleri halâ çok güzel olsa da,  geçmiş yıllarda yaşanan ve neredeyse günler süren düğün geleneklerinin kaybolduğu yadsınamaz. Masallardaki gibi kırk gün kırk gece sürmese de, geçmişte Bafa'da düğün demek günler süren coşku demektir. Ne de olsa, haftanın günlerini bile düğün adetlerinin belirlediği bir yörede yaşıyoruz. Yaşlıların halâ gün isimlerini Bazar, Hamam, Gelin Alma, Dernek olarak isimlendirdiğine mutlaka tanık olmuşsunuzdur.

İşte böylesine coşkulu süren Bafa düğünlerinde, müzisyenler önde, düğün alayı arkada ormana gidilirmiş. Müzisyen denilince davul zurna olarak algılanmasın sakın, bildiğiniz ince saz yani keman, cümbüş eşlik edermiş düğün alayına. Ormandan kesilen/kırılan bir çam dalı, tüller, gelin telleri ve kırmızı tülbentlerle iyice  süslenirmiş. Bir nevi çamdan gelin yaratılırmış bu ağaç dalıyla. Süslenmiş çam dalı en önde, müzisyenler arkada, oynaya eğlene köye geri dönermiş ormana giden düğün alayı. Süslü çam dalını taşıyan kişi, elindeki dalı sallaya sallaya yol alır, arada gelin taklidi yapmayı unutmazmış. Bu taklitlerde gelinin ağlaması ön planda olurmuş doğallıkla. Kız evinden ormana giden düğün alayı yine kız evine dönermiş, süslü çam dalıyla. Çam dalı, bu evde daha da süslenir, düğün evinin en güzel köşesine konulur, dalın budaklarına halkalı şekerler takılırmış.

Ormana gidilirken kadınlı erkekli olunmasına karşın, bu odada sadece kızlar, kadınlar kalırmış. Elbette ince saz ekibi de.

Odada, süslü çam dalının etrafında gönüllerince oynar, testilere koydukları pekmezi sanki şarapmış gibi içip sarhoş taklidi yaparlarmış. Tabii şarkılar, deyişler, türküler ve maniler doyasıya söylenip eğlenilirmiş. Erkekler de, dışarıda benzeri eğlenceye devam edermiş elbet.  Bu süslü çam dalının bereket ve doğurganlığı temsil ettiğini ve hatta bereketi getireceğine inanıldığını belirtmeliyim.

On yıllarca ve kuşaktan kuşağa süren bu gelenek bir gün son bulur. Bafa Jandarma Karakolu'nun komutanlığına gelen Abdullah Onbaşı'nın 'çama tapıyorsunuz' diye yasak koyduğunu çok iyi anımsıyor annem.

Abdullah Onbaşı yasaklamasaydı, bu gelenek günümüze kadar yaşar mıydı bilemiyorum. Fakat bildiğim bir şey var ki, bu ritüelin oluşumunun Şamanizm'e dayandığı..

Bu oluşumu da bu coğrafyanın doğurduğu.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?