

Fikret ÇOBAN
Hukuk ,sözcüğü ''haklar'' anlamına gelir. Aklınıza gelebilecek tüm hak ve özgürlüklerin toplamı anlamına gelir. Yani, toplum olarak (dini, dili, kimliği, cinsiyeti ...) hep birlikte yaşayan insanların birbirlerine ve kendileri üstünde oluşmuş yöneten güce karşı hakların korunması ve garanti altına alınması hukukla ilgilidir. Gerçekten hukuk devleti misiniz yoksa kanun devleti mi, burda ortaya çıkar. Bizim anayasamızda, yazılı kanunnamelerde hep hak, hukuk vurgusu vardır ama, uygulaması yoktur. Türkiye bir kanun devletidir ama henüz hukuk devleti değil.
Öyle olsaydı 12 Eylül darbe artığı olan yüzde 10 barajı çoktan çöpe atılmış olurdu.1982 Anayasası ve Kenan Evren'in marifeti olan o zamanlar sola ve sosyalistlere karşı konulmuş olan baraj bariyerinin hala aşılamamış olması, siyasetin ayıbıdır. Bu çağda Türkiye'nin böyle antidemokratik bir seçim barajıyla anılıyor olması siyaset yapan, siyasetten geçinen, şimdiye kadar mecliste bulunmuş, yasa yapmış tüm partilerin ayıbıdır.
20 yıldır her parti seçim öncesi "bir dahaki seçime kadar bu baraj engelini kaldıracağız" dedi. 20 yıldır bunu söylediler, parti programlarına aldılar, yazdılar... Ama artık ''engellenenler'' de, ''demokratik iradeleri gasbedilenler'' de bizim bekleyecek halimiz yok noktasına geldi. Onun için HDP'nin öyle ya da böyle sürekli gündemde olması, işin doğası gereğidir. Bu durum seçimlere kadar devam edecek gibi görünüyor. Seçimlerden sonra da baraj üstü ya da altı durumda bile gündem oluşturmaya devam edecektir.
HDP'nin seçimlere parti olarak girme kararı alması demokrasimiz için olduğu kadar sıradan bir vatandaş için de hayırlı bir iştir; belki böylelikle dünyada örneği olmayan bu demokrasi ayıbından kurtulmuş oluruz.
Benim temennim bu yöndedir. Gerçi baraj altında kalmasını temenni edenler ile öyle olması için uğraşanlar da sayılmayacak kadar çok.
Siz meclise girmeyin, size verilen oylar çöpe gitsin, bizim sayımız artsın. Hani inancımız gereği, komşusu açken tok yatan bizden değildir, deriz. Şimdi ne diyeceğiz, nasıl bu hakkımız olmayan vekilleri vicdanen kabul edeceğiz. Herkes için demokrasiye ve adalete inanıyorsak, seçimleri germeden, şölen havasında, yarış havasında ve moral üstünlüğü ile yapma noktasına gelmek hoşgörümüzün sınırıyla ilgilidir. Aynı zamanda bu sınır test edilecektir. Demokratlığımız, haktan, hukuktan, insandan ve barıştan yana oluşumuz test edilecektir.
35 yıldır 12 Eylülün getirdiği bu baraj engeli aşılmadıysa, hiç olmazsa dünya standartları ölçüsüne getirilmediyse, artık bu yüzde 10 baraj engelini aşmak, ''engellenmek istenenlerin gücüne'' kalmışsa, saygı duymaktan başka çaremiz yoktur.
Demokrasi mücadelesinin getirdiği özgürlükler zamanla herkesin işine yarar hale gelir.
Demokrat insan, özgür insan kendisine dayatılan hayatı değil, istediği hayatı yaşamak isteyen insandır. İnsan ve toplum, ihtiyacına artık cevap vermeyen yasaların insan ihtiyacına cevap verir hale gelmesi için mücadele edendir. Devrimler ve değişimler hep bu tip insanların, sınırları zorlayan ve özgürlükleri herkes için isteyen müdahalesiyle olmuştur.
Türkiye gerçeğinde değişik inançlara sahip, değişik kökten gelen insanların uyum içinde yaşayabilmesi için gerçeğin birçok yüzü olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.
İşte o zaman herkes için demokrasiden söz edebiliriz..


