Reklam
Reklam

Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

Geçmiş zaman olur ki … / 1

Reklam

Dursun GİRGİN

Dostlarım merhaba.

Bugün sizleri yarım asır, yani 50 sene geriye götüreceğim.

Yaşım daha 16-17, tığ gibi bir delikanlıyım. Oturduğum yerde oturamıyor, müzik sanatımla yeni yeni dostlar kazanıyorum. Her geçen gün çevrem genişliyor. Bir anda Zurnacı Dursun ismi Karaova, Yatağan yöresi, Karpuzlu yöresi ve Söke’nin birkaç köyü dahil, derken Fethiye yöresine el attım. Bu arada da bugünkü eşimle evlendim, yıl 1964. Netice itibarıyla hep dost kazandım. Her gittiğim yerde önce dost dedim ve bugün yaşım 67. Halâ dost diyorum. Mecbur kalmadıkça hiç kimseyi kırmadım.

Yıl 68, askerlik gelip dayandı kapıya. Jandarma askeri olarak Çanakkele’ye gittim. Bu benim için çok kıymetliydi, çünkü Çanakkale’de yıllar önce göçüp gitmiş amcamızın çocukları vardı. Dolayısıyla Çanakkale’ye asker olarak değil de sanki bir nevi ziyarete gider gibiydim. Netekim de öyle oldu, 116’ncı Jandarma alayına varınca ilk seçmelerde bana "sanatın var mı" diye sordular. Ben de "Evet var, ben zurna çalarım" deyince, 5. bölük komutanı "nasıl zurna" diye sordu. O günlerde de kaba zurna, orta boy zurna, cura zurna nedir bilmezdik. Sanırım 5. bölük komutanımız da Trakyalı’ydı. Bana, "Şöyle elinle tarif et bakayım şu zurnanın boyunu" deyince ben de "işte şu kadar" diye bir nevi zurnanın boyunu işaret ettim. Derken, o arada alayda bir küçük zurna varmış, onu getirdiler. "Al bakalım, madem ki zurna çalıyorsun görelim seni dediler. Tabii ki bana göre o zurnayı çalması çok zordu. Derken birkaç parça çaldım. O Doğulu usta asker bir nevi benimle alay geçiyordu, çünkü yanımda zurnam yoktu. Neyse, bölük komutanı beni kendi bölüğüne yani 5. bölüğe aldı. Ama bir şartla, dedi ki; "Bak Dursun, eğer bir haftaya kadar zurnan geldi geldi gelmezse seni İmroz’a sürerim haberin olsun."

Eyvah dedim, yandım, hem akrabalarımdan uzak kalacaktım hem de o zamanlar İmroz adası bir mahrumiyet bölgesiydi. Derken durumumu Çanakkale’deki amcama izah ettim. O da PTT’ye gider; hem bir mektup hem de acil bir telgraf çeker Milas’a. Nasıl ulaştılarsa bilmiyorum, rahmetli Bebacığıma ulaşmışlar, bir hafta sonra bir de baktım ki sabahın köründe bizim 5. bölük komutanının da zabıta amiri olduğu bir günün sabahıydı. Almış rahmetli amcacığımla babacığımı nizamiye karakolunun içine, çay içiyorlar. Derken acilen bir asker geldi "Çabuk ziyaretçin var, nizamiyeye gel" dedi ve gitti. Ben de, herhalde amcam geldi galiba diye düşünüyordum. Derken hemen kapıyı çaldım, bilir bilmez bir selam çaktım. "Gel bakalım Dursun efendi, bak kimler gelmiş" diye bir nevi 5. bölük komutanı beni güzel bir şekilde bir abi kardeş havası içinde karşıladı. Neyse bir iki hasret giderdikten sonra bölük komutanı elime zurnayı verdi, "Hadi bakalım Dursun efendi görelim marifetini" dedi. Elime zurnayı aldım, kısa bir taksim yaptım. Sonra, o arada tabur komutanı alaya giriş yapıyordu. Derken o da Egeliymiş, o da aracından inip beni dinledikten sonra 5. bölük komutanına dedi ki; "Bu askere iyi bir kıyafet verin ve hemen bandoya alın!" Sonuçta bandoya giriş o giriş. Tabii ki bu arada bir de Çorlulu bir asker arkadaşım daha vardı. O da davul çalardı. Derken artık davullu zurnalı bir ekip hazırdı alay içinde. Eh bu arada da Doğulu zurnacı geldi. Yahu bu nasıl zurna ki, sen bu zurnayla her şeyi çalıyorsun, ama bizler sadece halay çalabiliyoruz diye bir nevi o da bizim ustalığımızı kabullenmiş oldu.

Derken, günler haftaları, haftalar ayları, aylar da yılları kovaladı. O kadar güzel günlerim geçti ki. Tabii ki bu durumumu gören, bizzat şahit olan birçok hemşerim de vardır.

Evet dostlarım; askerlik benim için bir dönüm noktası oldu; hem sanatımı hem de kişiliğimi geliştirebilmem için çok mükemmel bir araçtı. Askerliğimi bitirir bitirmez bu sefer de köyümün sevdası sardı başımı.

1970 yılında askerden terhis oldum, 1974 yılında da ilk muhtarlık seçimlerinde aday oldum. Derken, gerisi malum; ilk seçimde kaybettik ama o seçimin hemen arefesinde Dibekdere’de bir ara seçim daha oldu. Çünkü seçilen o günkü muhtarımız rahmetli zurnacı Küçük Hasan daha 6 ay olmadan istifa ettiği için yeni bir ara seçim oldu. İşte o seçimde tekrar aday oldum ve bu kez kazandım sonuçta. Ne suyu, ne yolları, ne de 5 kuruş geliri olmayan bir Dibekdere devraldım. Ardı ardına tam 3 seçime girdim.

Peki neler mi yaptım, gelin bütün bunları da, bir sonraki yazımda anlatayım…

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?

error: Content is protected !!