Reklam
Reklam

Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

Biz ne yaptık!!?

Reklam

soru/yorum / A. Kemal KAŞKAR

Seçim oldu bitti.

Resmi olmayan kesin sonuçlar ortaya çıktı.

‘2002-2015 dönemi’ sona erdirildi.

‘Tek başına iktidar olanağı’ndan sevgili ülkemin ezilen sömürülen yurttaşlarının değil, bazı seçilmişlerin ve yeni yeni zenginleştirilmişlerin yararlandığının kabak gibi göründüğü koşullarda vatandaş: ‘Tek başına iktidar siyasetçiyi bozuyor’ deyip konuyu ‘yine koalisyon’a bağlamış bulunuyor.

Bunun, bir bakıma ‘demokrasi için daha faydalı’ bir sonuç olduğu üzerine ben de birçok şeyler yazabilirim:

‘Uzlaşma kültürü’ falan gibi.

Bu anlamda kültürel birikimimizin ne denli işgörür olabileceği, sonuç itibariyle ‘zorunlu koalisyon’un becerilebilip becerilemeyeceğinin henüz belirsizliğini koruduğu ve çok büyük ölçüde bir ‘umudumuz’un da olmadığı koşullarda, yine de ve her şeye rağmen ‘DOĞRU’ bu!

Çünkü ‘sevgili tarih’, her ekonomik-kültürel-siyasal seçeneğin "burnunun diki"ne değil de, diğer siyasi iradelerle birlikte ve elbette ki onların etki becerileri kadar oranlarda sapmalarla, savrulmalarla oluşabilen ‘bileşke rota’larda yürür…

Bunlar bir yana, benim dikkat çekmek istediğim bir başka konu, hatta ‘konu’dan da öte ‘sorun’(umuz) var.

Bu ‘sorun’(umuz)a, çok ünlemli "Biz ne yaptık" sorusuyla dikkat çekmek istedim bugün.

Önce, Sevgili Yılmaz Özdil’in, "Beraber Yürüttük Biz Bu Yollarda" kitabının 79’uncu sayfasından bir aktarma yapmam gerek:

AKP Aydın il başkanı "Tayyip Erdoğan bizim için ikinci peygamber gibidir" demişti. Hazreti Muhammed’e AKP amblemiyle nüfus cüzdanı çıkarıp, peygamberimizin çocuklarının arasına "Tayyip" ismini sıkıştırmışlardı. AKP Bursa Milletvekili "Tayyip Erdoğan’a dokunmanın bile ibadet olduğunu" söylemişti. AB Bakanı Egemen Bağış, Tayyip Erdoğan’ın doğmasına, büyümesine vesile olan Rize, İstanbul ve Siirt’i "mübarek şehirler" ilan etmişti. İstanbul’da "Helal gıda, Tayyip ürünler konferansı" düzenlenmişti. AKP Adıyaman milletvekili, Tayyip Erdoğan’ın cemaatle mücadelesini "Uhud savaşı"na benzetmişti. AKP Düzce milletvekili, bunların hepsini birden aşmış, "Allahu tealanın bütün vasıflarını üzerinde toplayan lider demişti.

...

Evet, sevgili Özdil’den yaptığım alıntı bu kadar.

Kitabın yayınlanmasının ardından da benzer bazı şeyler yaşandı. Ancak en çok hatırda kalanı; 7 Haziran seçim sürecinde AKP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Aktay’ın, gururla "güftesini ben yaptım" diyerek, seçim bölgesi Siirt’te bir grup kadın yurttaşımıza, Hz. Muhammed için söylenen "Salavat"ı Erdoğan’ın ismiyle birleştirip söyletmesiydi.

Bütün bu "güfteler"e karşın biz ne yaptık!!?

Bizden, önce 400 milletvekili isteyip ardından bunu adım adım 276’ya kadar indiren ve "Başkanlık Sistemi" diye diye Anadolu’yu dolanıp duran Cumhurbaşbakan R.T. Erdoğan’ın hiç bir arzusunu yerine getirmedik.

13 yıldır tek başına iktidar olanaklarını tepe tepe kullanan, bu süre içinde bolca "çerez" tüketen AKP’yi, ‘bir siyasi iktidara yapılabilecek en büyük eziyet’ olarak özetleyebileceğim bir duruma soktuk:

"Birinci parti ama çoğunluğu yok!"

Hiç alışık olmadıkları bir durum.

Çok kocaman bir şaşkınlık içindeler ...

Hep bol keseden ve "yüce rabbim verdikçe veriyor" beden ve ruh halleriyle yaşamış olan AKP’ye ve Cumhurbaşkanlığı için ettiği yemini (tıpkı başbakanken "Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız" ifadesindeki kadar büyük bir) rahatlıkla ayaklarının altına alıp çiğneyen R.T. Erdoğan’a bunu nasıl yapabildik?

Bu yaptığımız, kimilerince, bir tür "günah" olarak bile değerlendirilebilir çünkü!!?

Din ve devlet işlerinin-ilişkilerinin karmakarışıklaştırıldığı koşullarda, bütün bu ‘yüksek katlar’ın kuşatması altında, büyük riskleri göze alabilen, kimilerinin tariflerine göre "çok büyük günahlar işleyen" bizlerin oranı hakkında (% 59.2), sevgili-rahmetli Aziz amcanın (Nesin) neler neler söyleyebileceğini doğrusu ya çok merak ediyorum …

Dolayısıyla demeye çalışıyorum ki, aslında henüz ‘yeterince akıllıca bir çıkış yolu’nu henüz bulabilmiş değiliz ne yazık ki!..

Yani, ‘bişey yaptık’, AMA …

Kocaman bir ‘AMA’sı var iste 7 Haziran’da yaptığımızın da!

Ama, bir başka ‘AMAMIZ’ı ise şöyle toparlayabilirim:

Yetmez AMA İYİ!

Ve bugünkü buluşmamıza, kısa süre önce öğrendiğim ve pek sevdiğim şu Shakespeare (şekspir) sözü ile son noktayı koyuyorum:

"Sesini değil, sözünü yükseltmeli insan. Çünkü gökgürültüleri değil, yağmurlardır yaprakları yaşatan" …

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?

error: Content is protected !!