Reklam
Reklam

Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

Geçmiş zaman olur ki … / 2

Reklam

Dursun GİRGİN

Dostlarım merhaba…

Bir önceki yazımı okuyanlar bilir, ne dedik, Dibekdere için neler yaptık? İşte onu bugün anlatacağım. Tabii ki köşemde bana ayrılan yer neyse o kadar anlatabilirim, eğer yetmezse elbette bir sonraki köşe yazımda bunu devam ettiririm.

Şimdi, yıl 1974; seçimle köyüme muhtar seçildim. İlk işim köyümün içme suyu meselesini çözmek oldu. Bir akar kaynak suyumuz vardı, hem de memba suyu. Ancak çok yetersizdi. Bu kaynak suyunun gözlerinin açılması için o zamanın YSE, yani ‘Yol Su Elektrik’ gibi hizmetlerimize bakan bir kurumdu. Buraya ilk gittiğimde birçok tanıdık yüzlerle karşılaştım, sağolsunlar. O zamanlarda devlet dairelerinde bir ciddiyet vardı. Neyse, bana bir dozerle birkaç usta verdiler. Geldik o suyun ana merkezine, birkaç gün çalıştık çabaladık. Derken bizim su çoğalacağı yerde azalmaya başladı. Birkaç ay sonra bir yetkili geldi: Ovakışlacık, Karakuyu, Köşk ve Dibekdere’den oluşan grup köyler için bir su projesi anlattılar. Hiçbir çaremiz olmadığı için bunu kabul ettik. Ta Ovakışlacık’tan Dibekdere’ye kadar imece usulüyle su yolu kazdık ve Dibekdere’yi, az da olsa eskisine oranla daha iyi suya kavuşturduk amma velakin şu açgözlülüklerimiz var ya. Ovakışlacık köyü sınırları içinde olan ana kaynak dolayısıyla bu şebekeyi çalıştıran kişinin, oralı yani Ovakışlacıklı olması gerekiyordu. Netekim de öyle oldu. 4 köy muhtarının onayıyla bir görevli tayin edildi. Ancak, ‘çatal kazık yere girmez’ misâli bu hizmetten en fazla 1 yıl kadar istifade edebildik. Sonunda illallah deyip ayrıldık. Sadece Dibekdere mi, Köşk ve Karakuyu köyleri de bu şebekeden su almayı bıraktılar. Ha bu arada da benim araştırmalarım devam ediyordu.

1975 yılı sonlarında köyüme bir sondaj kuyusu kazdırdım. Tabii ki o günkü çok zor koşullara rağmen çok zengin bir su bulduk, halâ Dibekdere köyü bu sudan faydalanıyor.

Ardından, yine 1975 yılında bir cami inşa etmeye karar verdik. Derken camiydi, okuldu, köy içi yollarının açılmasıydı derken elektrik, telefon ve küçük de olsa bir imam eviyle bir muhtarlık odasını çok kısa zamanda bütün bu adı geçen hizmetleri yaptım ve yaptırdım.

Tabii ki bütün bu hizmetlerin yanısıra en büyük eksiğimiz köy halkımızın yerleşim alanının çok dar olmasıydı. Köyümün evraklarını karıştırırken elime büyük bir arsa tapusu geçti. 64000 m2 yani 64 dönüm. Zaten bu yerde köyümüzün, -affedersiniz- eşekleri yayılırdı. O arazi de kıraç olduğu için bir nevi ne ekilir ne biçilirdi. İşte bu yeri köy dernek kararıyla, bir nevi halk referandumuyla ihtiyaç sahibi olan vatandaşlarımıza 300 m2 olmak şartıyla parsel parsel sattık, hem de çok cüzi bir ücretle. Şimdi bu yer ayrı bir Dibekdere oldu sanki.

Evet dostlar; bütün bu hizmetleri ben hiçbir geliri olmayan köyde yaptım. Eğer bir de gelirimiz olsaydı, işte o zaman göreceklerdi Muhtar Dursun’daki plan ve projeleri. Yani bugün hep der dururum ya ‘Dibekdere köyü bir kültür köyüdür gelin bu köye sahip çıkın’ diye diye hep bağırır dururum ya işte. Eğer bu köyün geliri olmuş olsaydı bakın daha neler yapardım neler. Mesela birçok amaç için kullanılabilecek güzel bir kültür binası, güzel bir müzik müzesi derken eğer bugün gerek devlet gerekse yerel yönetimler benim sözlerime itibar edip de elimizden tutmuş olsalardı, bugün Dibekdere’yi Türkiye’nin en büyük müzik merkezi haline getirirdim.

Peki şimdi çok mu geç kaldık? Tabii ki zararın neresinden dönersek kârdır deyip kendimizi teselli etmekten başka ne çaremiz var. Çünkü bu anlatılan hizmetler gerçekten de devlet eliyle yapılması halinde mümkün olabilir. Peki bizler boş mu durduk? Elbette ki hayır. Bugün eğer bir Dibekdereli zurnacı kalkıp da ta Denizli’ye, ta Antalya’ya, ta Burdur ve Isparta yörelerine kadar düğün ve eğlencelere gidebiliyorlarsa, elbette ki bu kendiliğinden olmadı. Yine Muhtar Dursun’un 2002 yılında kurmuş olduğu Milas Yöresi Zurnacılar Davulcular Derneği’nin yapmış olduğu birçok araştırmalar ve tanıtımlar sayesinde çok güzel işler yaptık. Davul ve zurna kültürü hakkında Dibekdere’de ve Muğla yöresinde, adeta devrim niteliğinde, yöremizin müzik kültürünün gelişmesi için faaliyetlerde bulunduk.

Bunların en başında geleni de, birçok zurnacı davulcunun bir arada topluca müzik icra edebilmesidir. Yanısıra müzik aletlerimizin başında gelen davullarımızın rengarenk oluşu, çocuk davulu, kılık kıyafet gibi konuların hepsi de bugün Muğla’ya Türkiye’ye örnek olmuştur. Bu faaliyetlerimizin yanı sıra bugün Muğlamızın Türkiye genelinde ilk defa yapmış olduğu Zurna Şenliğinin de meşalesinin yakılması yine Dibekdere’den alınan cesaretle yapılmıştır.

Yani dostlar; demem o ki bugün birçok siyasetçilerimiz hani kaynak diyorlar. Akıllı insan tekeden süt çıkarandır. İşte o kadar.

Gelecek yazılarımda yine kültürü konuşacağız, tabii ki ömrümüz olursa.

Yüce Rabbim herkese faydalı hizmetler yapmayı nasip etsin, amin...

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?

error: Content is protected !!