
Geçen yazımızda olduğu gibi, gene yazım kuralları ihlali inatla sürüyor.
“3 Nisan 1736 tarihli Abdullah oğlu Hacı Abdülaziz Ağa vakfiyesinde ‘müceddeden bina eylediği (yeni baştan inşa ettiği) medrese denilmektedir.” ‘müceddeden’ derken tırnak açılmış ama tırnak kapanmamış. Arkasından parantez açıp açıklama yapmış.’ (“Yeni baştan inşa ettiği”) cümlesi Olcay Akdeniz’e ait. (Parantez içindeki açıklamaların kendine ait olduğunu, toptancı anlayışla hepsi için dizi yazısı bittiğinde tek not yazarak, en sonda dizinin bitiminde 59. sayıda halletmiş. Sayı: 59 O kadarını da yapsın artık.) Açıklama tırnak imini (‘) yutmuş. (Mitso sayı:59 sayfa 68)
Nuri Adıyeke, Abdülaziz Ağa’nın yaptıklarını sayar ve bizim parmak basmak istediğimiz yerden alıntılayalım:
‘Milas’ta Cami-i Kebir yanındaki hamam,’ Abdülaziz Ağa tarafından yaptırıldığı malum bilgidir.” (N. Adıyeke Ağa S:68.)
Ama Olcay Akdeniz’in 8 sayı önce Milas Ticaret ve Sanayi Odası yayını 51, sayfa 62’de:
‘Hoca Bedrettin Mahallesi’ndeki hamam,’ Menteşeoğulları Beyi Ahmet Gazi’nin 1367 yılında yaptırmış olduğu Ulu Cami’ye imaret olarak yaptırılmış olmalıdır.’
(Olcay Akdeniz, MİTSO Sayı: 51, sayfa 62.)
Olcay Akdeniz’in “hamamı camiyi yaptıran kişi Ahmet Gazi yaptırmış olmalıdır” sözü ile Nuri Adıyeke’nin “Abdülaziz Ağa yaptırmıştır” sözü iki farklı yaptıran varmış oluyor. Olcay, 8 sayı öncesini unutup Nuri Adıyeke’nin anaforuna kapılıp Abdülaziz Ağa’nın yaptırdığı kanaatine varıyor. Ve bize şunu söyleyebilir ki: “51. Sayımdaki yazımda kesin konuşmadım, ‘olmalıdır’ yazdım.” ‘Olmalıdır’ denilenler ileriki dönemde “oldu”ya dönüyor. Zaten yuvarlak ifadeleri içeren başlıca ayrı bir yazımız olacak.
Yeni bir cümle ‘inşa ettiğini yazmaktadır. Aynı vakfiyede, medresedeki müderrise günlük bir akçe, muallim-i sübyana (küçük çocukların öğretmenine) günlük 4 akçe gelir tahsis edilmiştir.’ Yazının orijinalinde Nuri Adıyeke (Bkn: Nuri Adıyeke, 19. Yüzyılda Milas Kazası, sayfa 62.) “20 akçe müdernislere” derken, Olcay Akdeniz bir akçeye düşüyor. 19 akçe fark nereden, nasıl doğuyor; haberimiz yok. ‘Sübyane 1 akçe’ bu son cümle, çıkartılmış ve hiçbir yazım kuralı da yok.
Olcay arkadaş yazmaya başlıyor:
“Abdülaziz Ağa Ailesi’nden Hacı Mehmet Sait Ağa’nın 9 Temmuz 1751 tarihli vakfiyesinden anlaşıldığına göre, harap hâle gelen ve vakıf gelirleri çok az olduğu için bakım ve onarımı yapılamayan Belen Camisi’ni onarttığı ve çarşıdaki 19 dükkân, mağaza ve bir kahvehaneyi Gümüşlük’te bir bardakçı karhanesini, Debbahane yanında bir yağhane-kıraathanesi, çarşıda bir yağhane kıraathanesi, çarşıda bir berber ve tennur (tandır) dükkânını bu camiye vakfettiğini anlatmaktadır.” Yine aynı aileden Abdülfettah Oğlu Ömer Ağa ise bu camiye 1811 yılında bir minare yaptırmıştır.
“Yine Doktor Adıyeke’nin kitabında…” diye başlayan cümlesinden sonra istediği gibi cümleleri çıkarmış, monte etmiştir. Bu fazlalık-eksilmeler, hepsi Doktor Nuri Adıyeke’ye mal edilmiş.
Yazım kurallarına zaten uğramıyoruz; çünkü hak getire. (Adıyeke’den alındığı söylenen bölümler “sözüm ona” ‘19. Yüzyılda Milas Kazası,’ sayfa 68’dendir diyelim. Olcay’ın yazıları MİTSO, sayı 59, sayfa 69’dan alınmış.)
‘1888–89 yılına ait kayıtlardan Milas pazarının pazar günleri kurulduğunu öğreniyoruz. 1895-96 yıllarında ise Milas pazarı pazartesi günleri kurulmaya başlanmış. Milas pazarının pazar gününden pazartesi gününe kaydırılmasının nedeni, o yıllarda Milas’ta yaşamakta olan Rumların pazar günleri kiliseye gitme zorunluluğu olsa gerek.’ (Milas Sanayi ve Ticaret Odası Yayını, sayı (51) sayfa (62)
- sayıda böyle konan yazı ‘olsa gerek’ bir olasılık taşıyan cümledir. 52. sayıda ise “Rum nüfusu dikkate alınarak pazar gününe kaydırılmıştır” (MİTSO, sayı 52, sayfa 55).
Hemen hemen her sayıda rastladığımız muğlak ifadeler vardır. Bu konudaki kredi fazlaca kullanılmış. Yukarıda dediğimiz gibi, sadece bunu içeren ayrı bir yazımız iler ki dönemde olacaktır.
(yazı devam edecek)


