
Şiddeti şiddetle önlemek mümkün müdür?
Şiddete karşı nasıl çözümler üreteceğiz?
Yaşadığımız şu olaylar sonrasında herkesin çözüm önerileri havada uçuşuyor. Herkes kendince alınması gereken önlemleri sıralıyor. Okullara güvenlik koyalım, okullarda polis denetimi artsın, güvenlik kameraları olsun her yerde, girişlerde öğrenciler aransın, kartlı girişler olsun vs. Evet bütün bunlar önlem amaçlı kullanılabilir. Ancak sorunu çözer mi? Bu şiddetin temel nedenlerini anlamadan ve kaynağını kurutmadan şiddeti önlemek mümkün değildir. Şiddetin yönünü ve şeklini değiştirebiliriz bu önlemlerle ama ortadan kaldıramayız.
Anne babalığı öğrettiğimiz herhangi bir kurum var mı? Çocuk yetiştirmek için ailelere herhangi bir destek veriyor muyuz? Herkes el yordamı ile öğreniyor anne baba olmayı. Bu süreçte aile olmanın bilincine ulaşmamışsa anne baba olmanın önemini ve gereklerini zaten öğrenemiyor.
Aile Eğitim Danışmanı diye bir projem vardı. Çocuk sahibi olan her aileye destek verecek bir eğitimci olmalı demiştim. Çocuk nasıl yetiştirilir, hangi davranışlar nasıl sonuçlar doğurur, çocuğun engelleri nelerdir ve nasıl çözülmelidir gibi konularda aileye bilgi ve tecrübesi ile yol gösterici olacak bir meslek grubundan bahsetmiştim. Halen bunun gerekli olduğunu savunuyorum.
Genç anne babalar çocuk yetiştirme konusundaki bilgisizliklerinin yanında bazen de mesleki kariyer, geçim derdi gibi sorunları nedeniyle çocukları ihmal edebiliyorlar. Bu hafif gibi görünen eksiklik aksine çok büyük sorunlara neden olmaktadır. Çocukların her ihtiyacını karşıladığını düşünen aileler onlara yeterince zaman ayırabiliyor muyum diye bir daha düşünmeliler. Eskiden bir çocuğu bir köy, bir mahalle birlikte büyütürdü. Şimdi ise giderek küçülen ailelerde büyütülen çocuklara bırakın mahalle ya da köyü ailenin büyükleri bile müdahil olamıyorlar. Bir apartmanda oturanlar aynı binadaki çocuğun hatasını gördüğünde uyaramıyor. Uyarırsa çocuk o kişinin yaşına başına kim olduğuna bakmadan onu tersliyor, ardından ailesi de “çocuğuma karışamazsın” diyor. Çocukta özgüven (!) gelişiyor. Haklarını (!) biliyor çocuk. Bu haksa eğer sorumluluklarını da öğreniyor mu diye sormak gerekir.
Anne babalarını esir alan çocuklar kendilerine bir de koruma kalkanı oluşturuyorlar. Ne komşuları ne büyük ebeveynleri ne de öğretmenleri onlara söz söyleyemez. Çünkü anne babaları onların özgür(!) birey olmaları için birer koruma kalkanı oluştururlar.
Kendi çocukları için dokunulmazlık zırhı oluşturan aileler başka çocuklara tahammül edemez bir tavır takınırlar. Kendi çocuklarının yaptığı her şeye katlanırken onun akranlarına katlanamaz, hatta çocukla bir olup başkalarını suçlamaya devam ederler. Mümkünse diğerlerini kendi çocuğundan uzaklaştırmalıdırlar. Çocuk için bir fanus oluşturulmalıdır. Böyle bir çocuğun geleceğini hayal edebiliyor musunuz?
Akranları ile olan ilişkilerini kendilerinin düzenlemesine bile fırsat vermeyen, her oyunda ortaya çıkan küçük anlaşmazlıkları çözmek için bile müdahil olup kendi çocuğunu kayırmaya çalışan anne babalar çocukları için oluşturdukları tehlikenin farkında olmalılar. İletişim kurma, sorun çözme becerisi geliştirmediğimiz anlayış ve tahammül becerisi ile donatmadığımız çocuklar sadece kendini haklı gören bireyler olarak karşımıza çıkar. Kendi çocuğumuza iyi bir gelecek oluşturmanın en önemli basamağı akranlarına da aynı oranda ilgi ve destek sağlamaktır. Bugün görmezden geldiğimiz, çocuğumuzdan uzak tutmaya çalıştığımız, yaramaz diye bir kenara koyduğumuz çocuklar yarın bizim çocuklarımız için en büyük tehdittir.
Ne yapalım diye başlamıştık. Çocuk yetiştirmek bir ailenin sorumluluğunda değildir. Öncelikle sorumlu anne babadır ama çocuğun hayatına temas eden herkes sorumludur o çocuğun en iyi şekilde yetişmesinde. Aile büyükleri, yakın komşular, akrabalar, öğretmenler, idareciler, okul çalışanları, akranlarının aileleri… Bunların dışında her çocuğun en iyi şekilde yetişmesini, gerek duyduğu her alanda destek almasını sağlayacak olan da devlet kurumlarıdır. Bu kurumların iş birliği içinde çalışması öncelikle çocuğun sonra da toplumun yararınadır.
Bir çocuk okula başladığında yaşadığı güçlükler ve bazı engelleri görülür. Öğretmen çırpınır “bu çocuğa müdahale etmeliyiz” der. Yaptıkları normal değildir. Aileyi bir uzmandan destek alması için ikna etmeye çalışır. Aile kabul etmez, bir süre sonra da okulla görüşmek istemez. Hep görürüz, sorunlu çocukların aileleri gelmez toplantılara. Oysa daha çok işbirliği yapmalı, birlikte çözüm üretmelidirler. Okulun yetkisi ve etkisi aileyi ikna edemediği yerde biter. O çocuk idare edilir. Bazen de okul değiştirir. Gittiği yerde sorun fark edilene kadar oyalamıştır. Bir oyalama, sürüncemeyle gider eğitim hayatı. Çocuk okulda günlerini geçirmesine rağmen eğitilememiştir.
Devletin kurumları işbirliği içinde olmalı dedim ya işte tam da bu nedenle çocuğun okul dışında farklı kurumlarla takibi yapılmalıdır. Aile bakanlığı çocuk eğitiminde Eğitim bakanlığı ile eşgüdüm içinde çalışması gereken ilk kurumdur. Çocuğun yararı aile isteğinin önünde olmalıdır. Çocuğun eğitim, sağlık, bakım gibi gereksinimlerinin doğru karşılanıp karşılanmadığı herhangi bir şikayete gerek kalmadan takip edilmelidir. Çocuğun sorun yaratmasına gerek olmadan her çocuk için takip yapılmalıdır. Ayrıca eğitim sürecini takip etmeyen, çocuk için gerekli tedbirleri almayan veliye yaptırım uygulanmalıdır. Velinin anne baba sorumluluğunu yerine getirmesi için gereken yasal düzenlemeler yapılarak uygulanmalıdır. Tek başına okulun sorumlu olması yeterli değildir. Az önce dediğim idare etme durumu hepimiz için sorunları büyütür. Birbirinden farklı kurumların denetimi sağlıklı bir sonuç ortaya çıkarır.
Çocuklar bizim geleceğimizdir. Geleceğimizi, çocuklarımızı el birliği ile bütün köy birlikte şekillendirmeliyiz. Geleceğin toplumunu oluşturmada hep birlikte sorumluluk sahibiyiz.



