
Malmö Eğitim Ve Dayanışma Derneği gene güzel bir etkinlik düzenledi. Ağustos’un gelişini Malmö yakınlarında bir korulukta mangal yaparak kutladık.
Sanırım Türkiye’nin değişik bölgelerinden gelen otuz kişi kadar vardık. Aramızda bir adet de İsveçli temsilci vardı.
İki arkadaşımız sazlarını getirmişler. Önce herkese birer şarkı söylettiler. Oyun oynattılar. İsveçli dostumuz bizimkilere taş çıkartı doğrusu. Abartı olduğunu düşünmeyin.
Ben, “Sürüden ayrılanı kurt kapar” sözüne aldırmadan en gölge yere gidip izleyici olduğumdan ses ve oyun yarışlarına katılmadım. Katılanlar, çeyrek final, yarı final derken tek sanatçı kendiliğinden belirlendi. Assolistimiz Malmö’ye öğrenci değişim programı çerçevesinde doktora yapmaya gelen Hilal Nazlı. Her yöreden türküler, arabesk dahil her makamdan şarkılar söyledi. Gırtlak hepsine uyuyor. Bizim o taraftan “Ormancı”yı seslendirdi; ben kendisini Muğlalı sandım. Sordum kıza meğer Karadenizliymiş.

Şarkılarla türküler eşliğinde gece yarılarına dek yenildi, içildi, eğlenildi ve hiçbir arıza çıkmadan gece sona erdi.
Doğrusu, bu tür yemekli, içkili toplantılarda azıcık fikir ayrılığı olduğunda tatsızlık çıkmasından korkar oldum. Burada kimse kimseye gıcık vermedi, kimse kimsenin tavuğuna taş atmadı. Tam tersine insanlar saygılı ve samimiydi. Birbirini tanımayanlar tanıştı, yeni dostluklar oluştu.
Benim için ayrı bir mutluluk kaynağı da çok eski dostum Emel Sundström’ü görmekti. 1982 yılında Hukuk Tercümanlığı kursunda tanışmıştık. Demek ki, kırk dört yıllık arkadaşım. Yıllara meydan okuyor. Elinde yürümeye yardım eden aletten (rulatör) var.
“Chevrolet ile mi geliyorsun?” dedim.
Güldü, “Hayır Cadillac ile” dedi.
Epeyce sohbet ettik.

Emel hanımla sohbetimiz de çok ilginç. Malmö’nün en eski tercümanıdır. Başından geçen serüvenler çoktur. Onu da başka bir yazıya bırakalım.
Herkesin mutlu olduğunu, olumlu duygularla vedalaştığına eminim.
O kadar insana et, köfte, ciğer, tavuk getirmek, pişirmek ve sunmak marifet ister. Herkes de salata, meze hazırlamış, içkisini getirmiş. Dernek de iki büyük rakı almış ki, hiç kimse aç da, susuz da kalmadı.
Daha önce de bir kahvaltılarına katılmıştım. O da güzeldi. Zaman zaman konserler düzenliyorlar, tiyatro oyunları sahneliyorlar.
Başkan Müzeyyen Önder ile sohbet ettik, fikir alışverişinde bulunduk. Umarım yakında bir de şiir gecesi düzenleyeceğiz. Mümkün olduğunca değişik konularda konferanslar yapacağız.
İsveçlilerin koruluklara, parklara, deniz kıyılarına güzel mangal yerleri yapmalarına ve herkesin orayı bulduğu gibi tertemiz bırakmasına hep gıpta ederim.
Kuşkusuz azınlıkta olan duyarlı, temiz insanlarımızı katmıyorum ama çoğunlukta olduğunu düşündüğüm yurttaşlarımız neden güzel yurdumuzda temizliğe dikkat etmezler? Pis, umursamaz bir refleksle yaşarlar; azıcık düşünerek hareket etmezler? Neden kıyılarımızda, güzel doğamızda, oturup yemekler yapan yiyen içen insanlarımız neden atıklarını toplamazlar, çöplerini temizlemezler?
Gittiğimiz yerde ormanların içinde küçük bir göl vardı. Hemen kıyıya bir bilgilendirme tabelası koymuşlar.

Ne güzel!
Bu göller otomobillerin çıkardığı gazların temizlenmesine bile yardım ediyormuş. Yağmurlarla göle gelen suların getirdiği gazlar dibe çöküyormuş. Gölün dibi de zaman zaman temizleniyormuş. Bilmiyordum. Şaştım kaldım.
Bugün, 2 Ağustos’ta bakıyorum tüm katılanlar mutluluklarını dile getiren iletiler yazıyorlar. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorlar.
Ben de dernek başkanını, yönetim kurulunu ve emeği geçen herkesi kutluyorum.
Darısı diğer derneklerimizin başına.
Başka bir etkinlikte görüşmek dileğiyle.



