
‘Muğla Menteşe Büyükleri’ / Ali Rıza Haksever
Bu yazı İsmail Hakkı Çevik’in manevi varislerine ithaf olunur. (İsmail Hakkı Çevik, hukuk eğitimi almış avukat ve Demokrat Parti’den VIII. ve IX. dönem Eskişehir Milletvekili olarak görev yapmış siyasetçidir. 3 Aralık 1948’de TBMM’de verdiği soru önergesiyle, Van’ın Özalp ilçesinde 1943 yılında yaşanan ve 32 kişinin mahkeme kararı olmaksızın kurşuna dizildiği iddialarını Meclis gündemine taşıdı. Çevik, olayın gerçekleşip gerçekleşmediğinin ve sorumlular hakkında ne tür işlem yapıldığının Başbakanlık tarafından açıklanmasını istedi. Bu girişim, olayın yıllar sonra TBMM’de yeniden tartışılmasına ve yargı sürecinin gündeme gelmesine yol açtı.)

Yakın zamanda Muğla’daki Mustafa Muğlalı İşhanı yıkıldı. Darısı Muğla’daki Mustafa Muğlalı Caddesi’nin adına… (Konu bina ya da cadde değil; bu ismin kent hafızasında taşınmaya devam etmesidir.)
‘Muğla Menteşe Büyükleri’ kitabında Neyzen Tevfik ne yazık ki yer almazken, General Mustafa Muğlalı, yer bulmuştur. Adı Menemen’deki “Kubilay olayı” ile yıldızı parlamış. Aslına bakarsak bir memur olarak verilen görevi yerine getirmiştir. (Kitapta 1940’dan sonrası yoktur.) Ve 1943 yılında tek parti döneminde Van’ın Özalp kazasına ait köylerden toplanan 33 kişi İran sınırına yakın bir yere götürülür. Hiçbir yargılama, savunma olmaksızın 33 kişi kurşuna dizilir. Bu konu hakkında Ahmet Arif şöyle der,
“Tenhaydı, tenhaydı vakitler
Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı…” (…)
“Gel haberi nereden verek
Turna sürüsü değil
Gökte yıldız burcu değil
Otuz üç kurşunlu yiğitler
Otuz üç kan pınarı”
Akmaz,
Göl olmuş dağlarda…’
Tek parti döneminde bu olay hasır altı edilir. Faili malum, yargısız infaz yapılır. Emri verdiğini söyleyen Mustafa Muğlalı’nın bilmediği 33 kişiden bir tanesi yaralı kurtulmuştur. 32 kişinin akıbeti hakkında verilen dilekçelerle, öğrenilir.
Yine Ahmet Arif bu konu hakkında da şöyle der,

“Vurulmuşum
Dağların kuytuluk bir boğazında
Vakitlerden bir sabah namazında
Yatarım Kanlı upuzun
Vurulmuşum
Düşüm gecelerden kara
Bir hayra yoranım çıkmaz
Canım alır ecelsiz
Sığdıramam dağlara kitaplara
Şifre buyurmuş bir paşa
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız
Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet Sanılır belki”
1948 yılında Demokrat Parti Eskişehir milletvekili İsmail Hakkı Çevik, olayı TBMM’ne taşır. Bir müddet uğraştan sonra, yıldızımız Mustafa Muğlalı, olayın başı olarak emri verenin mahkemede kendisi olduğunu ve bunu ‘memleketin yüksek menfaatleri için yaptığı’ nakaratını tekrarlar Mahkeme bütün şahitlerin dinlendiği duruşmalarda önce idama, sonra 20 yıl hapis ceza alır. Askerî Mahkeme kararı bozar. Akıl sağlığı raporu ile de tahliye olur. Bir general akıl dengesi yerinde değil ise görevde, hem de ciddi bir noktada, bu da ayrı bir kusurlu durum. 1956 yılında konu tekrar tazeleniyor. Tekrar cezaevine girer ve zaten cezaevinde yaşamı son bulur. Artık melek olan Mustafa Muğlalı olur. Ve mahkemede emri kendisine verenin kim olduğunu söylemez, cezaevinde yatarken bu konuda en ufak bir imada da bulunmaz. Ve gerçekten has bir kapıkulu olduğunu gösterir.

Onun için yazdığımız karalamayı paylaşalım;
MUSTAFA MUĞLALI’NIN HASRETİ
Parada pulda yoktu gözü
Yeterdi apoletleri
Kurtulurdu elinden
Kaçan ile uçan
Etmedi kusur kapıkulluğunda
Ne mahkemede ne cezaevinde
Zaten tek “vasiyeti” olsa olsa
Dikilsin heykeli
V.M.
Konu hâlâ 80 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen olay hala tartışılır.
Kitabın künyesi (40/1) verilmiştir.
(Menteşe Beyi yazımız bir yazı sonraya kaydırıldı.)


