Reklam
Reklam

Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

  • ANASAYFA
  • GÜNDEM
  • TÜTÜNÜN YORUCU YOLCULUĞU: GEÇMİŞTEN BUGÜNE BİR HATIRA

TÜTÜNÜN YORUCU YOLCULUĞU: GEÇMİŞTEN BUGÜNE BİR HATIRA

Dr. Ferat Yüksel, babaannesinin babası İsmail Dede’nin hatırasına kaleme aldığı anlamlı yazıyla, geçmişe ışık tutan anıları gün yüzüne çıkardı. Yüksel’in yazısında, İsmail Dede’nin yaşadığı dönem, aile hayatı ve özellikle tütün üretiminin yorucu ve meşakkatli süreci anlatılıyor. Tütünün toprağa ekilmesinden hasadına, işlenmesinden emek yoğun üretim sürecine kadar geçen zorlu dönem, üretmenin verdiği gurur ve mutlulukla birlikte okuyucuya aktarılıyor.

Reklam
tütün

Yıllar öncesine uzanan bu hatıra yazısı, bir dönemin geçim kaynaklarından biri olan tütün üretiminin ne denli büyük emek ve sabır gerektirdiğini de gözler önüne seriyor. Aile tarafından bizlere ulaştırılan bu özel yazıyı, İsmail Dede’nin hatırasını yaşatmak ve o dönemin zorlu üretim koşullarını gelecek nesillere aktarmak amacıyla okuyucularımızla paylaşıyoruz.

Dr. Ferat Yüksel’in ‘TÜTÜN…’ başlıklı yazısı şu şekilde;

Bizim köyümüz yıllarca tütün ve zeytin sayesinde hayatını sürdürdü.

Pınarı, akarsuyu olmayan; suyun kıymetli olduğu bu coğrafyada tütün, bizim için yalnızca bir tarım ürünü değildi. Ekmeğimizdi, emeğimizdi, geçimimizdi. Zeytin ise dedelerden kalan, nesilden nesile aktarılan bereketimizdi.

Baharda tütün fidanlığını hazırlar, tohumu eker, üzerini örterdik. Fideler büyüyüp yaz başı geldiğinde, toprağı delen çivilerle onları tek tek toprakla buluştururduk.

Sonra çapası başlardı…

Büyüdükçe alttaki yaramaz yaprakları kırılır, bakımı yapılırdı. Yapraklar sararmaya başlayınca asıl meşakkatli günler gelirdi.

Tütün öyle günün istediğin saatinde kırılmazdı.

Sabahın beşinde, daha güneş doğmadan, yaprakların üzerinde çiğ varken tarlada olmak gerekirdi.

Biz de sabahın alacakaranlığında eşeğimizin semerine binip tütün tarlasına giderdik.

Ben önde, kardeşim arkamda…

Küçücük elleriyle omuzlarımdan tutar, bazen daha tarlaya varmadan sırtımda uyuklardı.

Biz çocuktuk…

Ama sabah beşte işe gidiyorduk.

Serinlikte sararmış tütün yapraklarını tek tek kırardık. Güneş yükselip sıcak bastı mı tütünün yapışkan karası ellerimize, üstümüze başımıza bulaşırdı.

Kırdığımız tütünleri kargıdan yapılmış küfelere doldurur, eve getirirdik.

Bir de Ağustos böcekleri vardı çocukluğumuzun…

Sabahın serinliğinde tütünü kırarken yakaladığımız Ağustos böceklerini, kırdığımız tütünlerin arasına, kargıdan yapılmış o küfelerin içine koyardık. Eve dönüp tütünleri dizmeye başladığımızda küfelerin içinden çıkan Ağustos böceklerini yakalar, tavuklara atar, onlara yem  ederdik.

O zaman çocuktuk…

Nereden bilecektik  Ağustos böceği türleri 17 yıl toprağın altında bekliyor, yeryüzüne çıktığında ise yalnızca birkaç haftalık ömür sürüyormuş…

Yıllar sonra anlıyorum ki Ağustos böceğinin sesi de tütün kokusu gibi çocukluğumuzdan bize kalan seslerden biriymiş.

Saat yedi-sekiz gibi kırma işi biter, eve dönerdik. Saat ona doğru bu defa tütünleri dizme işi başlardı.

İpe tek tek dizilen tütünleri babam kiremitlerin üzerine sererdi. Güneşin altında kuruyan tütünler her gün düzenli çevrilirdi.

İyice kuruduktan sonra balya makinelerinde basar, balya haline getirir ve Tekel’e satardık.

Bir yılın emeği…

Baharda küçücük bir fideyle başlayan yolculuk, Tekel’in kantarında biterdi.

Sonra zeytin zamanı gelirdi…

Çünkü bizim köyümüzde mevsimler takvimle değil, tütünle ve zeytinle ölçülürdü.

Şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum:

Biz tütün yetiştirmiyormuşuz yalnızca…

Tütün de bizi yetiştiriyormuş.

Sabrı, emeği, alın terini, toprağa bağlılığı orada öğrendik.

Sabahın beşinde eşeğin sırtında tarlaya giden o çocukların ellerine tütünün karası yapışırdı. Ama hırsızlık karası hiç yapmadı şükürler olsun…

Meğer ruhumuza da toprağın izi yapışmış.

Yıllar geçti.

Tütünün karası ellerimizden çıktı.

Ama o toprakların kokusu, babamızın kiremitlerin üzerine serdiği tütünler, zeytin ağaçlarımız, Ağustos böceklerinin sesi ve eşeğin sırtında omuzlarıma tutunarak uyuklayan kardeşimin ağırlığı…

Hâlâ bizimle.

Çünkü bazı topraklarda insan sadece doğmaz…

O toprak tarafından yetiştirilir.

(babaannemin  babası İsmail dedem ben fotoğraftaki ) bu yazı onun hatırasına yazılmıştır .Dr. Ferat YÜKSEL

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?

error: Content is protected !!