
“Niyet mi, Hatta mı? 1” adlı önceki yazımın sonunda, önümüzdeki yazıda ele almak üzere dokuz kişinin ismini sıralamış ve bu isimlerle ilgili bazı sorular sorarak yazımı noktalamıştım.
Şimdi sorularımızı biraz daha açalım:
Bu isimleri taşıyan Alman üst düzey askerlerinin Osmanlı topraklarında, Osmanlı askerî hiyerarşisinin üst kademelerinde ne işleri vardı? Sorumlulukları, görevleri ve niyetleri neydi? Neyi, neden yaptılar?
İttihatçı zatlar, Almanlarla birlikte savaşa girme kararı verdiler.
1.Dünya Savaşı, genel kabul gören ifadeyle bir “pazar paylaşım savaşı” idi. Emperyalist devletlerin pazar paylaşımı için savaştığı bu tabloda Osmanlı İmparatorluğu’nun yeri neredeydi?
Savaşan devletler aynı zamanda sermaye ihraç eden devletlerdi. Peki Osmanlı, sermaye ihraç eden bir devlet miydi?
Sermaye ihraç eden devletlerle savaşa girmenin Osmanlı açısından gereği neydi?
Osmanlı, sermaye ihraç etmeyi bırakın, kendisi sermayeye ihtiyaç duyarken bu savaşın içinde ne işi vardı?
Almanya’nın istediği doğrultuda Osmanlı savaşa sokuldu.
Askerî bürokraside Almanların önemli mevkilerde bulunması ve karar mekanizmalarında etkili olması da bu noktada ayrıca sorgulanması gereken bir konudur. Osmanlı ordusunun içinde bulunduğu durum ise herkesin malumuydu. Ordu, deyim yerindeyse dillere destan bir zavallılık içerisindeydi.
1.Dünya Savaşı ile birlikte müttefik Almanya kendi pazar sorununu çözmeye çalışacaktı. Osmanlı ordusu ise kırılacaktı.
Nitekim kırıldı da...
Almanya savaşı kaybetti.
İngilizler, İstanbul’u işgal ederken, dahası, Osmanlı sofrasına eşi dostu, cinsi cibilliyeti olan Fransa, İtalya, Rusya ve Yunanistan’ı da buyur etmiş oldu.
Osmanlı’nın savaşı girmesine Almanlar sebep olmuştur. Bunun böyle olduğu aşağıdaki görevli Alman Askerlerinin yaptıkları ile tek tek ortaya konmuştur.
Albay Stange...
Asker-sivil Türk yönetici kadroları içerisinde yer alan ve üyesi olduğu Teşkilat-ı Mahsusa’nın kumandanı ve yöneticisi olarak anılan bir isim.
Alman’ya Türkiye’deki Rumları Nasıl Mahvetti / Mihail Rodas, 1916, s. 13.
Leopold von Seeckt...
Osmanlı Silahlı Kuvvetleri’nde Erkan-ı Harp Reisi olarak görev yapan Alman askerlerinden.
Aynı kaynakta, Mihail Rodas’ın eserinde bu isim de söz konusu kadro içerisinde ele alınıyor. (s. 13)
General Fritz Bronsart von Schellendorf...
Osmanlı-Alman askerî yapılanmasında Erkan-ı Harbiye Reisi olarak görev yaptı.
Bu durum, Osmanlı ordusunun komuta kademesinde Alman askerlerinin ne derece etkili olduğunu göstermesi bakımından ayrıca önemlidir.
(Mihail Rodas, age., s. 13-14)
Eberhard Graf von Wolffskeel...
Ermeni katliamını kışkırttığı ileri sürülen süreçte, Türk birlikleri üzerinde etkili olan Alman komutanlardan biri olarak gösteriliyor.
(Mihail Rodas, age., s. 14-15)
General von der Goltz...
Türk subaylarının adeta gurusu...
Türk ordusunu organize etmeyi üstlenen Alman general.
(Mihail Rodas, age., s. 19, 34)
Ve Liman von Sanders...
Alman ordu komutanı.
İstanbul garnizon komutanı, İstanbul’daki I. Ordu’nun başkomutanı olarak görev yaptı. Daha sonra Osmanlı III. Ordusu’nun komutasını üstlenmesi de gündeme geldi.
Ancak bu komutanlığı kabul etmedi.
(Alman Kapanı / Süleyman Kocabaş, s. 57)
Karl von Wietersheim ise XX. Yüzyıl Başında Alman İmparatorluğu ve Türkiye adlı çalışmasında şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Ordularımızın büyük bir kısmına I. Dünya Savaşı’nda Alman generalleri komuta etmiştir.”
(Karl von Wietersheim, s. 7)
Asıl Soru
Burada asıl soruya dönelim:
Almanların kararı ve etkisiyle savaşa girildiği iddiası karşısında Osmanlı’nın iradesi neredeydi?
Çanakkale’yi İngilizler geçemedi.
Genel havayı ve dönemin atmosferini içselleştirmek için İlber Ortaylı’nın “Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfusu” çalışmasının da okunması gerekir.
Burada Halil Menteşe, Goeben diye bütün süreci bunlarla açıklamaya çalışmak eksik kalır ve eksiktir de.
Bunları öne çıkarıp savaşa giriş sürecini yalnızca birkaç aktörün tercihleriyle açıklamak, benim açımdan İttihat ve Terakki’yi temize çıkarma gayretidir.
Almanlarla Osmanlı arasında, Osmanlı’nın savaşa belirli şartlarla gireceği ve Osmanlı ordusunun komuta ve yönetiminde Alman askerlerinin etkili olacağı biliniyorken, hâlâ başka açıklamalar aramak ne kadar anlamlıdır?
Alman askerlerinin Osmanlı ordusundaki ağırlığı ortadayken, savaşın içine girdikten sonra ortaya çıkan çözüm arayışlarını esas almak doğru mudur?
Halil Bey’in aklına “çözüm” savaşa girilme kararı verildikten sonra mı geldi?
Loukianas’ın “Yalanseverlik” konusundaki düşüncesi, sözü edilen tarihsel örnekle örtüşmüyor mu acaba?
Son Söz
Son sözü, Haylaz ve Hayta kadın Sezen Aksu’nun şarkısıyla bitirelim.
“Sen şarkılar söyle içinden, boş ver
Yalanlar yasaklarla
Yazılır hesabına günahlı günler
Bitmez bu son pişmanlıklar, ah
Soluyor birer birer
İçimizdeki güller...”
Sezen Aksu


