Reklam
Reklam

Şu anda piyasa verileri güncelleniyor. Lütfen kısa bir süre sonra tekrar deneyiniz.

MİLAS’IN İZMİR FUARI’NA AKTIĞI YILLAR..

Reklam

H. Avni Kunduracıoğlu -

''...

Bakışları hovarda, buluşalım fuarda,

Bu yıl da sonbaharda, buluşalım fuarda,

Gel bu gece fuarı gezelim,

Dans edip eğlenelim güzelim,

Ah sevgili İzmir'im....''

Sadettin Kaynak - 1939

Takvimlerin 20 Ağustos - 2O Eylül aralığını gösteriyor olmasının, sizin için yaşamsal bir önemi var mıdır?

Kişisel programınız bu tarihler içinde yer almıyorsa, diğer zaman dilimlerinden bir farkı yoktur kuşkusuz. Oysa 35-40 yıl öncesine kadar, bu zaman diliminin önemi İzmir'den tüm Ege'ye hatta ülkeye dalga dalga yayılırdı.

Çünkü, İzmir Fuarı bu zaman diliminde gerçekleşirdi.

Önceleri Uluslararası İzmir Fuarı, günümüzde İzmir Enternasyonal Fuarı olarak isimlendirilse de, bizim için hep 'Fuar' ya da 'İzmir Fuarı' olan bu etkinliğin açılıp kapanması günümüzde sıradanlaştı.

Oysa on yıllar boyunca süregelen İzmir Fuarı, bir dönem heyecan fırtınaları yaratırdı. Bu dönemde, hayat İzmir demekti Ege için. Köylüsü, kentlisi, kasabalısı İzmir'e akardı bu zaman diliminde. Günler, hatta aylar öncesinden programlanan tutkulu bir bekleyişe dönüşürdü, İzmir Fuarı'na gitme düşü.

Bu tutkulu bekleyişi tüm Ege yaşıyor olsa da, kasabalar daha farklı yaşardı. Köy ile kent arasına sıkışıp kalan taşra için, İzmir Fuarı, özlemlerin giderilmesi demekti. Fuar zamanı otobüsler dolar taşar, tütün ve pamuk mevsimi olmasına karşın, köylerden tutulan araçlarla hiç olmazsa fuarın bir gecesi yaşanırdı.

Çocuk, genç, yaşlı hiç fark etmez, fuar heyecanı herkesi sarmalardı. Ama çocuklar için, bir başka farkı vardı. Fuar demek İzmir demekti ve İzmir demek; şehir demek, vapur demek, ışıltılı caddelerde dolaşmak demek, süslü püslü faytonları görmek demek, lunapark demek, otobüs yolculuğu demek, otobüsün mola verdiği Selçuk ya da Ortaklar'da çöp şiş demek, kısacası 'yeni bir dünya' demekti.

Karadeveci Otobüs İşletmesi'nin Milas'tan kalkan otobüsüne bindiğinizde, bu yeni dünyaya doğru yolculuk başlamış demektir. Karabağlar'a ulaşmış olmanız İzmir'e vardiğınızın müjdecisi olsa da, otobüs Bayramyeri'nde durduğu an İzmir'e gelmişsiniz demek olurdu. İşte o an, çocuk yüreğiniz gerçekten bayram yeri gibidir. Zira otobüs biraz sonra salına, salına Varyant'tan aşağıya doğru süzülecek, Konak'a, yani yeni bir dünyanın kucağına bırakacaktır.

Bırakacaktır, çünkü otobüslerin son durağı Konak'tır o yıllarda. Ve o yıllar, Saat Kulesi'nin denizin hemen yanında olduğu yıllardır. Deniz henüz doldurulmadığı için, vapur iskelesi ile saat kulesi arasında mesafe yoktur. Manzara adeta renk cümbüşüne hoşgeldin demektedir.

İlk renk cümbüşünün etkisi halâ sürerken, bir başka dünyaya adım atılacaktır, Kemeraltı. Kemeraltı'nın kalabalık sokakları, herkesi mutlu etmekte gecikmiyecektir.

Herşeye rağmen, akılda İzmir Fuarı vardır.

Bu yüzden adımlar Basmane'ye doğru yönelir. Salt İzmir Fuarı bu semtte olduğu için değil, kalacağınız oteli de belirlemeniz gerekmektedir. Fuar için, iki üç gün İzmir'de kalacaksınız çünkü. Ne İzmir Fuarı bir güne sığabilir, ne de İzmir'den dönüş için her daim araç bulabilirsiniz. Öte yandan, fuarın geceleri bir başka güzeldir. Bu yüzden İzmir'e, kalmayı düşünerek gelirdi bütün Ege. İzmir'de akraba ya da tanıdığı olmayanlar için çözüm yolu otellerdir. Basmane'de onlarca otelin oluşmasının nedeni de budur zaten, İzmir Fuarı.

Fuar döneminde, İzmir'deki oteller şenlenir, boş oda bulmanız zorlaşır. Aylar öncesinden, İzmir'e alışverişe giden esnaflar yoluyla yer ayırtılır. Yoksa, şansınıza güvenmek zorunda kalacaksınız demektir. Aslında, bütün yerleşimlerin kalacakları otel önceden bellidir. İsmi konulmamış bir kurala göre, aynı otelde kalırdı kasabadan gelenler. Örneğin pek çok Milaslı 'Bayburtlular Oteli'nin yolunu tutacaktır o yıllarda. Otelin lobisinin, tanıdık simaları ağırlamakta olduğunu tahmin edersiniz. Zaten otel dediğiniz nedir ki, gecenin geç saatinde gidip sabahın erken saatinde çıkacağınız mekan. Zira İzmir oldukça davetkardır, birlikte sokaklarını arşınladığımız fuar yıllarında.

Zamanın akşamüstünü gösteriyor olması, İzmir Fuarı'na yönelmenizi sağlar. Heyecan doruktadır. Fuarın hangi kapısından girdiğinizin hiç bir önemi yoktur sizin için. Fuardasınız..Günler hatta aylar öncesinin düşü gerçek olmuştur.

İlk durak Hayvanat Bahçesi.. Hava henüz aydınlıkken.. Ansiklopedilerde gördüğünüz hayvanları, kafeslerin ardında görecek, maymunlara yiyecek atmaktan keyif alacaksınızdır. Görkemli görüntüsü ve sağa sola salladığı hortumuyla ilginizi hep çekecek olan filin, Pak Bahatur olduğunu yıllar sonra öğreneceksinizdir.

Fuarın sokakları, size sürpizler sunacak olsa da, alışkanlığa dönmüş beklentiler de olacaktır. Örneğin Tariş'in şırası. Buz gibi üzüm şırası mutlaka içilecek, ilerleyen saatlerde ise Piyale'nin reyonunda makarna ile karın doyurulacaktır. Bir de Paraşüt Kulesi.. Mutlaka gidilecek, kuleden atlayanlar izlenecek, bu arada gençliğinde kuleden atlamış olanların 'erkek' cümleleri dinlenecektir. Paraşüt Kulesi'nden atlamış olmak, korkusuz olmanın göstergesiydi zira.

Ve Lunapark.. Işıltılı dünyaya hoşgeldiniz. Atlıkarınca, balerin, çarpışan araba önce izlenecek, sonra binileceklerdir. Uçan sandalyede gözünüz vardır ama korkuda.. Ona binmenizi zaman belirleyecektir. Dönme Dolap ise, mutlaka 'ailecek' binilir. Hava hafif kararmış, ışıklar yanmaya başlamış ve siz Dönme Dolap ile en üst noktadasınızdır. Fuarı yukarıdan gördüğünüz bu an, içinizden 'İşte fuar demek bu' diye geçirirsiniz.

Fuar içinde, dağınık olan 'pavyonlar'a denk geldikçe girilecektir. Her pavyon çıkışı, elinizde bir demet broşür ile çıkacaksınızdır. Milas'a kadar taşıyacağınız bu broşürlerin, bir süre sonra çöpe gideceğini bilseniz de. 'Pavyon' sözcüğü şaşırtmasın sakın. Fuar'da ülke stantlarının yer aldığı sergi salonlarına 'pavyon' denilirdi. O yıl kaç pavyon olduğu, övünç kaynağı olurdu hep. Pavyon sayısının artışını, ülkenin çok sevildiğinin göstergesi olarak görürdü çocuk yürekler. Bütün pavyonlar ilgi ile gezilir, her pavyonda farklı kültürle karşılaşmanın şaşkınlığı yaşanırdı. Amerika Pavyonu'nun duvarlarını, Aya ilk adımı atan Neil Amstrong ve Apollo II fotografları süslerdi. Pakistan, Afganistan gibi ülkeleri kendimize yakın bulur, Sovyetler Birliği (SSCB) Pavyonu ise biraz korku daha çok merak ile gezilirdi. Ne de olsa 'Komünistler Moskova'ya' cümlesinin kol gezdiği yıllardır. Amerika ve Sovyetler Birliği pavyonları kıyaslanır, ilk kez gelen ülke pavyonu heyecanlandırırdı.

Bilmem kaç dönümlük arazi üzerine konuşlanmış Fuarı, boydan boya bir kaç gezmenin sonucunda yorgun düşülüp, bir kanepeye ilişilirdi. Bu sıra hep duyacağınız ''Fuar'da elektrikler yerin altından geçtiği için, yoruluyor insan'' cümlesidir. Mutlaka bir yerlerde, hemşehriler ile karşılaşılır 'Bak, bu yıl biz de geldik Fuara’ edası yüzlere yerleşiverirdi. Kısa bir yarenlik yapılır, ama mutlaka gazino sözcüğü bu konuşma arasında geçerdi. Çünkü Fuar'ın olmazsa olmazı ve rengi gazinolardı.

Gazeteler, günler öncesinden, yani Fuar henüz açılmadan çok önce 'gazino savaşlarını' manşetlerine taşırdı. Hangi sanatçı hangi gazinoda çıkacak, ne giyecek, nasıl çıkacak gibi magazin ayrıntıları ile gazino dünyasını diri tutardı. Yani eğlence dünyasının kalbi, bir ay boyunca İzmir Fuarı'nda atardı.

Egeliler: Ekici Över, Göl, Lunapark, Manolya, Akasyalar, Çamlık Senar vb isimlere sahip gazinoları doldururlardı. Bu gazinoların önü, renkli neonların yanıp sönen ışıltılarına tanık olurdu. Bu ışıklı neonlar Müzeyyen Senar, Zeki Müren, Bülent Ersoy gibi ses sanatçılarını assolist ilan ederken, diğer sanatçıları da alt kadroda gösterirdi. Bir nevi kır gazinosuydu bu işletmeler.. Tahta sandalyelerin üzerinde gece yarılarına kadar konserler dinlenir, gecenin bitiminde ise mest şekilde dönülürdü. Kasabada anlatacak çok mühim bir olay yaşanmıştı zira.. Gazinolara girmeyenler, gazinoların önündeki banklarda ya da çimenlerde geceyi geçirir ve içeriden gelecek ses ile hoşnut olurdu. Her halde en renkli görüntüyü Lunapark Gazinosu tanık olurdu. Lunapark’taki Dönme Dolap, Lunapark Gazinosu'nun sahnesini görmek isteyenlerin hücumuna uğrardı.

Gazinolar arasındaki rekabete halk da katılır, kim hangi gazinoya giderse, o gazinonun programı muhteşem olurdu.

Fuar'daki eğlence yerlerini sadece gazinolarla sınırlı tutamayız elbette. Mütevazi çay bahçeleri de aynı işlevi yerine getirirdi. Mehtap Çay Bahçesi, Menekşe Çay Bahçesi gibi işletmelerin masaları da dolar taşar, her masanın üzerinde bir semaver mutlak görülürdü.

Fuar cıvıl cıvıldır artık. Seyyar büfelerin önleri, küçük mağazaların içleri dolup taşmaktadır. Palmiye ağaçlarının çevrelediği peyzajlı sokaklar, sizi göle de götürecektir kuşkusuz. Göl diye tabir edilen yapay gölette, müzik eşliğinde hareket eden fıskiyelerin savurduğu su, çocuk yüreğinizi ıslatmadan edemez. Yine ailecek binilen deniz bisikletlerinin pedallarına basmadan dönülmez göletten. Köşedeki sirki unuttuğumu sanmayın sakın. 'Ejnebi' olan bu sirkler, insanı büyülü dünyanın içine atmakta zorlanmazdı.

Yavaş yavaş fuardan ayrılma zamanı geldi. Elbette, trene binmeden ayrılmak olmaz. Açık ve oyuncaklı vagonlarını, buharlı lokomotifin çektiği minyatür bir tren bu. Kocaman bir oyuncak da diyebilirsiniz. Tüm fuarı çepeçevre dolaşan bu buharlı trene büyükler de binebilirdi. Çuf çuf sesleriyle, kara dumanlar tüttüre tüttüre yol alan tren, bazen tünelden de geçiş yapardı. İşte o an çığlık çığlığasınızdır. Bu çığlıklar korkunun değil sevincin habercisidir. Hazır trene binmişken, fuarın çıkış kapılarından birinin yanında inelim. Rüya bitti çünkü...

Sonraki yıllarda fuarın açılış tarihi değiştirildi, festival havasından çıkıp ticari fuar sürecine girdi. Televizyonlar, yaşamı ele geçirdi. Beraberinde düşleri de..

Yaz mevsiminin, bir diğer yazı kovaladığı fuar heyecanı yok oldu.

İzmir Fuarı, halâ her yıl açılıyor. Bugünlerde açık örneğin. Haberiniz var mı?

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?

error: Content is protected !!