

Mehmet SARI
Atatürk, bağımsız ve özgür olmayı üretimin sağlayacağını çok güzel belirtmiştir. Atam, “hayatta gerçek yol gösterici, akıl, ilim ve fendir” dememiş midir? Bütün devrimlerini, uygulamalarını bu temele dayamamış mıdır?
Ayrıca laik bir düzeni getirmesi de bu temeli esas aldığını göstermiyor mu?
Atatürk, yerli kaynakları ve üretimi değerlendirerek, çok zayıf olan ekonomimizi geliştirmiş, böylece Osmanlı’dan kalan Duyuni Umumiye borçlarını bile ödemiştir. Yabancıların olan demir yollarını ve deniz yollarını, bankalar ile madenleri millileştirmiştir. Bizim yapmıştır.
Nazilli’de Bez Fabrikası, Bursa’da Merinos Dokuma Fabrikası, çok yerde şeker fabrikası ile Karabük Demir Çelik ve Sivas Uçak Fabrikasını kurarak çalışma ve üretime ülkemizi yöneltmiş…
Gene Et-Balık Kurumu ve süt ile yem fabrikaları, çok yerde üretim çiftlikleri ve haraları kurdurmuş.
Bilim yuvaları olan üniversiteleri kurmuş. Bir de İzmir’de Zeytincilik ve Araştırma Enstitüsü kurarak zeytinyağı üretimini arttırmayı amaçlamış.
İzmir İktisat Kongresini açarak ülkemize ekonomide bir yol çizdirmiştir. Atılım başlatmıştır. Bu atılım için şunları belirtmiştir; “Kooperatif kurmak, maddi ve manevi kuvvetleri, zeka ve becerileri birleştirmektir. Yoksa bir zayıf ile kuvvetlinin birleşmesinden bahsetmiyorum. Birleşmenin böylesi zayıf olanın kuvvetliye esir olması demektir. Ege İktisat Kongresindeki bütün insanların kazançlarını ve çabalarını birleştirmesi, mutlaka verimli sonuçlar verecektir. Türkiye’nin çalışma hayatı ve varlığını düşününce birleşmeden doğan yararların ve çıkarların çok büyük olacağı inancına varacağımızdan şüphe etmiyorum. Böyle bir girişim olurken bir takım şikayetler olabilir. Üreticilerin birleşmesinden kişisel çıkarlarının bozulacağını düşünenler, elbette şikayet edeceklerdir.
Milletimiz çok büyük elemler, mağduriyetler, facialar görmüştür. Bütün olanlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsak, bunun temel sebebi şundandır. Çünkü Türk çiftçisi bir eliyle kılıcını kullanırken, diğer elinde sabanla topraktan ayrılmadı. Eğer milletimizin büyük ekseriyeti çiftçi olmasaydı biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktık” demiştir Atamız.
Atatürk, ekonomik kalkınmamızı kooperatifleşmemize bağlamış. Yani, birlikten kuvvet doğacağını ve üretimi arttıracağımızı belirtmiş. Gene, dünyada varsak, Türk çiftçisinin bir elinde kılıç ve diğerinde sabanla topraktan ayrılmamasına bağlamış bu durumu.
Ama yıllardır Anadolu köylüsü toprağında yeterli doyamamaktan büyük şehirlere göç etmedi mi? Bu şehirlerin varoşlarında yaşam sürüyor olmadı mı? Böylece üretimden kopup aşırı tüketici yapılmadı mı? Sonuçta ülkemiz daha çok ithalatcı ve dış tarım ürünlerinin istilasına uğrayıp, köylümüzü ekonomik bakımdan boğmadı mı?
Bunun gibi yanlışlıklar ve kötü politikalar bu köylülerimizi topraklarından koparıp göç ettirmedi mi? Ayrıca Milasımız bile bu göçlerden nasibini almadı mı? Şimdi Milas’ta bile etrafınıza baktığınızda çok tanıdık insanı görebiliyor muyuz?
Bunun nedeni; ülkemiz köylüsünün karşı karşıya bırakıldığı, toprağında doyamamak sonucu değil mi? Yem ve süt fabrikaları ile Et-Balık Kurumları kapanırsa olacak bu olmaz mı?
Tütün, pancar, pamuk ekimini engellersen, başka ne olur? Hayvancılığa, üretime yeterli destek vermezsek, köylü toprağında aç kalıp göç etmez mi? İşte Yatağan Yem ve Süt Fabrikaları ne oldu? Neden akarsularımız barajla tutulup susuz topraklar neden sulanmadı? Sulansaydı hayvan yemi yonca, fiğ, mısır ve darı üretimi artar, hayvanlar iyi beslenirdi. Kurbanlığı bile dışarıdan alır olmazdık. Hatta samanı…
Biz ki 25-30 yıl önce dışarıdan hiç hayvan ve tarım ürünü almazdık. Neden oldu bunlar denirse, hep yanlış politikaları uygulamaktan oldu. Tarımda kalkınma olmazsa, sanayileşme de olamaz. Olamıyoruz da…
İşte Milas dağlarından çıkan feldispat madeni, ham olarak Güllük limanından yabancı devletlere çok ucuza satılıyor. Oralarda sanayi ürünü olunca, tekrar bize satılıyor. Ama bu madenimiz için Türbe ovamızda bir fabrika neden kurulmuyor?
Bu kadar işsizimiz varken. Yarın bu madenimizin parçasını aramaz mıyız? Akgedik barajı su yollarının yapılmasını çok istiyoruz. Çünkü su demek üretimdir, üretim su ile artar.
İşte tüm bunların olması, başta laik eğitime bağlıdır. Dindar ve kindar insanlar yetiştireceğiz demekle hiç olmaz. Kin, bir topluma verilen zehirdir, ayrıştırıcıdır. Birliği, sevgiyi toplumda yok eder. Bugünkü eğitim de ayrıştırıyor. Küme, grup çalışması yaparsak, birleştirici oluruz.
(Yarın Sürecek)


