

Sedat Atay / Eğitimci
Spor, özellikle gençlerin boş zamanlarını olumlu değerlendirilmeleri için antik çağdan beri yapılagelen bir etkinliktir. Önceleri atletizmle başlayan etkinlikler, zaman içinde çeşitlenerek bugünkü boyuta gelmiştir.
Çok yakın bir geçmişe kadar amatör sporcuların reklam almaları bile yasaktı. Fakat kapitalist sistem her konuya para kazanmak olarak baktığı-baktırdığı için, amatör sporlar bile gizli profesyonelliğe dönüştü. Zaman içinde kapitalist sistem ‘KAZAN DA NASIL KAZANIRSAN KAZAN’ ilkesini kitlelerin beynine kazıyınca, sporun, sağlık, kardeşlik, paylaşma v.b duyguları, yerini kirli çıkar ilişkilerine bıraktı.
Ülkemizde ata sporumuz olan güreşin dışındaki spor dalları cumhuriyetin ilanından sonra gelişmiştir. Çok uzun yıllardır yapılan ’GAZİ AT KOŞUSU’ ülkemizin halâ en prestijli yarışıdır.
Zaman içinde ülkemizde spor dalları çeşitlenmeye ve uluslararası arenada ismini duyurmaya başlamıştır.1950’li yıllarda uluslararası müsabakalarda güreş dalında bireysel ve takım halinde başarılar elde ediyorduk. Zaman içinde güreşte gerilerken, Basketbol, özellikle bayan voleybolunda, halterde ve yine bayan atletlerimizle olağanüstü başarılar elde ettik. Süreyya Ayhan’la başlayan yükseliş sürüyor derken, Yunanistan’ın ekonomik kriz nedeni ile yapamadığı Akdeniz oyunlarının Mersin ilimizde yapılması sırasında, halterdeki gibi atletizm takımımızda da 18 sporcunun dopingli çıkması ile bir kez daha yıkıldık. Bugün biliniyor ki; Hiçbir uyarıcı gizli kalmıyor. Buna karşın genç milli sporculara bile doping yapan veya yapmasına göz yuman antrenörlerle çalışan bir Atletizm Federasyonunun istifası sorunu çözmez. Spor Bakanı, demokratik bir ülkede olsak, anında istifa ederdi.
Mustafa Kemal, ’BEN SPORCUNUN AHLAKLISINI SEVERİM’ derken, kazanmanın önemi kadar dürüst olmanın da önemini vurgulamıştır. Özellikle amatör sporlarda amaç; Gençleri kötü alışkanlıklardan korumaktır. Spor yapan gençlere doping maddeleri veren antrenörler niçin cezalandırılmıyor. Bunlar da gençleri uyuşturucuya alıştıranlar kadar suçlu değiller mi?
Şimdi bana diyeceksiniz ki; her konuyu evirip çevirip AKP iktidarına getiriyorsun. Haksızsam söyleyin, AKP iktidarının bu ülkede bozmadığı hiç bir şey kaldı mı?
Futboldaki şike dünya medyalarında boy boy yer aldı. Dünya aleme rezil olduk. Alınan cezalar ülkemizi üçüncü dünya ülkeleri arasına soktu. Ama AKP hükümetinin zaten niyeti, bizi üçüncü dünya ülkeleri arasına katmaktı. Başardılar, kutlamak gerekir.
Ülkelerin saygınlıkları para ile ölçülse idi, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri dünyanın en saygın ülkeleri olurlardı. Fakat saygınlık, yaşamın her alanında demokratik, tutarlı, insana saygılı, bilime-sanata ve çevreye duyarlı olmaktan geçer.
Genç milli sporcuları bile dopingle zehirleyen zihniyet, hiçbir zaman insani olamaz. Haksız kazanılan başarılar kalıcı olamaz.
Doping maalesef dünyanın birçok yerinde zavallı insanların başvurduğu bir yöntemdir. Dopingin bir de başkalarının hakkını gasp etme gibi insani olmayan bir yönü vardır. Dopingli bir sporcu bozuntusu dereceye giriyor, madalya alıyor, aylar sonra dopingli olduğu anlaşılıyor ve madalya hak edene veriliyor. Ama gününde alınamayan madalyanın ne önemi kalıyor ki. Bu nedenle nasıl olur bilmem ama testlerin ivedi yapılmasında yarar var diye düşünüyorum.
Halteri, atletizmi dopingle bitiren zihniyet, futboluda şike batağına soktu. Düşünün, tarihi Kırkpınar güreşlerini kazanan sporcu bile dopingli çıktı.
Bu durum tamamen bir ahlaki çöküştür. Başbakan ne dedi; “Dinimizde sadaka vermek de almak da vardır.” Ama bir hükümetin halkını sadakaya muhtaç ederek onların zaaflarından yararlanması hiç de ahlaki değildir. Sadaka almaya başlayan insanlar eziktirler. Yani giderek kullaşırlar. Bu durumu önlemenin tek yolu, çağdaş modern ve de bilimsel eğitimdir.
Demokrat yerel yönetimler, bu olumsuz gidişi durdurabilirler. Her yaş için yapılacak sporları yörelerinde amatörce geliştirebilirler. Böylece, Mustafa Kemal’in ahlaklı sporcularını yetiştirebilirler.
(mseadtatay@gmail.com)


